|   | 
  • Cevahir Kadri

    ‘Beni Bu Havalar Mahvetti’

    Yıllar önceydi, -hafızam beni yanıltmıyorsa- üniversiteyi okuduğum yıllardaydı. Yani 1985-90 arası. Hürriyet Gösteri dergisi “Çağdaş Türk Şiiri” başlıklı bir şiir kaseti projesi ile piyasaya çıktı.  Kasette, 20. yüzyıl Türk şiirinden özgün eserler yer alacaktı. Seçilen şiirleri -mümkünse- şairler kendileri seslendirecekti. Dergi, bu projeyi yedi ayrı kaset hâlinde hazırlatarak okurlarına hediye etti.

     

    İsmine ve şiirlerine ders kitaplarından aşina olduğum Orhan Veli Kanık’ın ismi de bu projede şiiri seslendirilecek şairler arasında yer alıyordu. Şiirini bu vesile ile kendi sesinden dinleme şansım olcaktı. Ama o günlerde bu seriyi tedarik etme imkânım yoktu. Öğrenciydim, param zaten ucu ucuna ancak yetiyordu. Yedi (7) kaset hâlinde yayımlanan bu şiir kaseti serisini daha sonraki yıllarda temin etme imkânını elde edecektim. Dergi gelecek yıllara güzel bir eser ortaya koymuş, Yahya Kemal Beyatlı, Oktay Rıfat, Orhan Veli, Baki Süha Ediboğlu, Zeki Ömer Defne, Müştak Erenus, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Nahit Ulvi Akgün, Suat Taşer, Salah Birsel, Ülkü Tamer, Ahmet Arif, Turgut Uyar ve Edip Cansever gibi birçok şairin şiirini kendi sesinden dinlemek nasip olmuştu.

     

    ***

     

    Orhan Veli Kanık, Türk edebiyatının kendisinden sonraki şiire ve şairlerine en çok etki eden şairlerimizdendir. Eski Türk şiirini de iyi bilen, o tarz yani ölçülü ve kafiyeli şiirler yazan bir şairdir aynı zamanda. Kanık, arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile birlikte “Garip” adını verdikleri bir şiir kitabı yayımlar. Bu kitabın önsözü yeni şiirin manifestosu gibidir. Şiirin nasıl olması veya olmaması gerektiği, şiire nelerin dahil edilmesi geldiği bu önsözde belirtilir. “Hocaların Hocası” M. Orhan Okay’ın Rıdvan Canım Hoca ile yaptığı “Orhan Veli ve Garip Şiiri Üzerine” konulu bir söyleşide şu tespitlerde bulunur:

     

    Orhan Veli Garip önsözünde, şiir anlayışlarını dokuz temel bahiste ortaya koyar. Bunların hepsi, şiirin ne olduğu değil, ne olmadığı hakkındadır. Bu da hareketin içten doğuş değil, tepki hâlinde ortaya çıktığını gösterir. Bu dokuz maddeyi kısaca sıralarsak hareketin temel ayırıcı vasıfları belirir: Evvelâ şiir tabii olmalıdır, yani birtakım sanat özentilerine düşmemelidir. Vezinle kafiyeye hattâ bunların dışında düşünülebilecek âhenge gerek yoktur. Şiirin, konuşma dilinden ve nesirden ayrı bir sentaksı yoktur. Mecaz, teşbih, mübalâğa[abartma] gibi edebî sanatlar, şiirin tabiiliğini bozmaktadır. Şiir belli bir zümreye değil çalışan insanın (emekçinin) zevkine hitab etmelidir. Taklitçi ve bir izden gidici değil dâima yeniye dönük olmalıdır. Musiki (ses) ve resim (tasvir) sanatlarıyla ilişkili olmamalıdır. Hiçbir şekilde kaideci olmamalıdır. Parça parça mısra güzelliklerine değil bütün güzelliğine sahip olmalıdır.

     

    Okay Hoca, yukarıdaki değerlendirmeleri ortaya koyduktan sonra “Garip Hareketi”nin bir tepki hareketi olduğunu söyler. Çünkü bu “hareket”te “dehanın mahsulü olan yaratıcılığın” yok olduğunu, dolayısıyla bu hareketin “tepki olmaktan başka bir meziyeti olmadığını” belirtir.

     

    Söyleşinin devamında Orhan Velinin şiiri için de “Bir Orhan Veli’nin şiirleri var bir de Garip akımının şiirleri. Orhan Veli’nin şiirleri de Garip’ten öncekiler, Garip’tekiler ve sonrakiler olmak üzere üç devrede düşünülmelidir. Haydi öncekileri, kendisinin de kabul etmediğini düşünerek bir tarafa bırakalım. Fakat sonrakiler muhakkak ki Orhan Veli şiirleridir.” der.

     

    Orhan Veli, Türk şiirinin “kentsel dönüşümü”nü Garip akımı ile gerçekleştiren bir öncü kişidir. Çünkü bu hareketle birlikte, şiirin “ölçülü ve kafiyeli” olması gerektiği anlayışı zihinlerden yavaş yavaş kalkmaya başlamıştır. Onlara göre ölçü ve kafiye şairi şiir yazma kabiliyetini, duygularını ifade etmesini kısıtlayan şiir dışı unsurlardı. Şiirde ele alınan konular sıradan, halkın içinde konuşulup edilen her türlü durum ve olay şiire gimeliydi. Bunlar gerçekleşmeliydi ki şiir şairanelikten uzak, gerçek şairler tarafından ortaya konulmuş olsun. Orhan Veli ve arkadaşları bunları ne kadar gerçekleştirebildiler, bu tartışılabilir bir durumdur. Ancak, Türk şiirine uygulanan “kentsel dönüşüm” bir sera etkisi meydana getirerek Türk şiirini yeni bir tarza büründürdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

     

    Orhan Veli’nin şiirlerindeki havadan bahsedelim biraz da. Orhan Veli’nin yer yer sade yer yer de aşırı duygusal nitelikte ama çoğunlukla hep coşkulu, yaşama sevincini barındıran bir üslup ve havanın hâkim olduğunu söylemek mümkündür. Yazımıza başlık olarak da seçtiğimiz dizeyi barındıran Güzel Havalar adlı şiiri 1940 yılında yazılmıştır ve bu şiir Garip şiirlerindendir:

     

    “Beni bu güzel havalar mahvetti,

    Böyle havada istifa ettim

    Evkaftaki memuriyetimden.

    Tütüne böyle havada alıştım,

    Böyle havada ôşık oldum;

    Eve ekmekle tuz götürmeyi

    Böyle havalarda unuttum;

    Şiir yazma hastalığım

    Hep böyle havalarda nüksetti;

    Beni bu güzel havalar mahvetti.”

     

    Şiirde sıralananlar olumsuz türden olsa da aslında bunları yaptığı için de mutludur şair. Çünkü bahar havasında gerçekleştirilmiştir bunlar.

     

    Şairler, insanların duygularına tercüman olurlar. Bundan dolayı farklı duygulanmalarımızda farklı şairlerin şiirlerinden birkaç dize dilimizde dolanır, duygularımızı ifade etmemize yardımcı olur. Orhan Veli’nin şiirleri de böyledir. Zaman zaman onun şiirlerinden dilimize gelen dizeler, dugularımızın ifadesi için bir araç olur. Farkında olmadan bu şiirleri seslendiriveririz. Onun o çok meşhur Anlatamıyorum şiiri de bu şiirlernden biridir:

     

    Ağlasam sesimi duyar mısınız,

    Mısralarımda;

    Dokunabilir misiniz,

    Gözyaşlarıma, ellerinizle?

     

    Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

    Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

    Bu derde düşmeden önce.

     

    Bir yer var, biliyorum;

    Her şeyi söylemek mümkün;

    Epiyce yaklaşmışım, duyuyorum;

    Anlatamıyorum.

     

     

    Orhan Veli, İstanbul’a âşık şairlerimizdendir. Hangi şair vardır ki İstanbul için şiir yazmamıştır. 18. yy. Divan şairi Nedim’in “Bu şehr-i stanbul ki bî mislü bahâdır/ Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır” diye başlayan bu İstanbul “güzelleme”sinden sonra şehirleri anlatan şiirler yazılmıştır. Bunlar içinde şüphesiz en güzelleri, şehirlerinde de güzeli olan İstanbul için yazılmıştır. Orhan Veli’nin de İstanbul için yazdığı şiirleri vardır. Bunun en güzellerinden biri İstanbul Türküsü diğeri de İstanbul’u Dinliyorum’dur. Ben ikincisini daha çok severim. İşte, o şiirden bir bölüm:

     

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

    Kuşlar geçiyor, derken;

    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.

    Ağlar çekiliyor dalyanlarda;

    Bir kadının suya değiyor ayakları;

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.”

     

    Orhan Veli Kanık, şüphesiz sadece bir şair değildi. Çevrimenliği, nesir yazarlığı da söz konusu. O, Fransız şiirinden çeviriler yapmış, bu çevirilerini La Fontaine’nin Masalları (2 cilt) ve Fransız Şiir Antolojisi şeklinde yayınlamıştır. Düzyazıları ise Orhan Veli Bütün Yazıları adıyla Adım Yayınları arasında yayımlanmıştır.

     

    Türk şiirinde önemli bir yere sahip olan Orhan Veli Kanık, 14 Kasım 1950 tarihinde vefat etmiştir. Ölüm yıldönümünde bu büyük şairimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhu şâd olsun.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.