|   | 
  • Cevahir Kadri

    En Çok İhtiyaç Duyulan

    Bir şeyi istediğimizde onu bulmanın yollarını ararız, bulmak için arayışa geçeriz. Çünkü o, ihtiyacımız olan şeydir; onsuz yaşamamız imkânsızdır. Meselâ, susuz yaşayabilir miyiz yahut havasız? Gıda havaya, suya göre biraz daha geriden bir istekle ararız onu. En çok ihtiyaç duyduğumuz şey nedir? Havadır, öyle değil mi, havasız kaç saniye durabiliriz ki?

     

    İnsan beyni oksijensiz olarak en fazla 6-7 dakika dayanabilmektedir. Bu demektir ki insan, en çok oksijene ihtiyaç duymaktadır.

     

    Oksijenden sonra insanın en çok ihtiyaç duyduğu madde sudur. Çünkü yetişkin bir insan vücudunun en az %60’ı sudan ibarettir. Su, bütün hücrelerimizin oksijenle birlikte daha iyi çalışmasını sağlamaktadır. Eklemlerdeki hareketlerin kolay olması, vücudumuzdaki toksik maddelerin atılması için en çok da suya ihtiyaç duyarız.

     

    Beslenme de vücudumuzun ihtiyaçları arasındadır. Beslenme olmadan çok uzun süre hayatta kalmamız mümkün değildir. Dışarıdan besin alınamayınca bu sefer vücut kendisindeki hücrelerden bunu karşılama yoluna gidecek, zamanla zayıflaya zayıfla kendi varlığını devam ettiremez hâle gelerek ölüm gerçekleşecektir. Beslenirken sağlıklı olmaya da dikkat etmek lâzım.

     

    Aradıklarımız, ihtiyaç duyduklarımızdır. Bundan dolayı ihtiyaçlarımızın ne olduğu konusunda bir fikir yürüteceksek, bir soru soracaksak bunun cevabı bizim aradıklarımızda gizlidir. Evet, en çok aradığımız hayatımızda en çok ihtiyaç duyduğumuzdur. Bunlar, hayatımızda hiç olmayan, az bulunan veyahut git gide hayatımızdan eksilenlerdir.

     

    Nasıl ki aç bir insanın aradığı öncelikle karnını doyurabilecek bir gıda, yemek ise, susuz bir insanın susuzluğunu giderebilecek bir miktar su ise, gurbette ve kendini garip, yalnız hisseden bir insanın kendisini, hâlini anlayacak hal bilir bir insana ihtiyacı varsa bugün toplumun en çok aradığı, ihtiyaç duyduğu şey adalettir, liyakattir, hak, hukuktur.

     

    Geçenlerde sosyal medyada güzel bir paylaşımda okumuştum. Paylaşımı kimin yaptığını hatırlamıyor ama o paylaşımda şöyle deniyordu: “Yıllardır öneriyorum... “O Adalet Saraylarınızdaki duruşma salonlarına koyduğunuz “Adalet Mülkün Temelidir” yazısını kürsünün arkasına değil, hâkim, savcıların görebileceği bir yere, gözlerinin önüne daha iri harflerle koyun...Belki bir nebze faydası olur...” Şöyle bir baktım birkaç kişi sahipleniyordu bu teklifi kendisinin yaptığıyla ilgili olarak. Biz burada kıssaya değil de hissemize düşecek olanı, metinden anlamamız gerekeni anlayalım, onunla ilgilenelim. Burada kastedilen, vurgulanmak istenen şudur: Hakikati ortaya çıkarmakla yükümlü olan hakimler heyeti, eğer adaletten bir an olsun şaşarsa, adaleti unutursa o zaman peşinden birçok rahatsızlıklar gündeme gelecektir. Çünkü adalet olmazsa toplumun vücuduna birçok hastalık sirayet edecek demektir.

     

    Sağlıklı beslenmede ağza alınan her lokmanın çiğnenme durumu ile vücudun sağlıklı olması ya da olmaması arasında nasıl bir bağ varsa, toplumun sağlıklı olması için yöneticilerin adil davranması ve davranmaması arasında da öylece bir ilişki vardır. Adil davranırsak sağlıklı toplumlar inşa etmiş oluruz. Çünkü Hz. Ali (radıyallahu anh) “Devletin dini adalettir.” buyurur. Divan edebiyatının nadide kalemlerinden Nail-i Kadim “Olmasın rüsvaylıkta intifaı kimsenin/ Gelmesin eksik terazuda metaı kimsenin” diyerek herkesin hak ettiğini almasını ister. Edip ve şair devlet adamı Ziya Paşa da “Layık mıdır insan olan vakt-i kazada/ Hak zahir iken bâtıl için hükm-ü adalet?” diye sorar. Yine Tanzimat Döneminin ediplerinden Namık Kemal “Bulunmazsa adalet milletin efrad-ı beyninde/ Geçer bir gün zemine arşa çıksa paye-i devlet” diyerek yine bu dönemin önemli isimlerinden Ahmet Vefik Paşa “Adalet ile zulüm bir yerde durmaz!” demekle bugünün ve geleceğin yöneticilerini bir bakıma ikaz eder.

    Toplumu bu hastalıklardan uzak tutmanın yolu adil davranmak, hak ve hukuka riayet etmek, liyakat ehli olanlara görev vermektir. Aksi davranışlar toplumun ve sistemlerin iflası demektir.

     

    Nasıl ki susamış topraklara yağmur yağınca, toprağın yağmura teşekkürü, bünyesinde bulunan tohumların yeşermesi, ağaçların, kurumaya yüz tutmuş bitkilerin yeniden görkemli hâline gelmesi ile mümkündür. Toplumda da en çok ihtiyaç duyulan neler varsa onların verilmesiyle de sağlıklı toplum ve gelecek inşa ediyoruz demektir.

     

    Bugün ülkemiz, tarihî bir süreçten geçmektedir. Olağanüstü şartlar var, konjonktürel durumlar var; ama ülkemizi seviyorsak, milletimizin sağlığını ve selametini düşünmüyorsak süreç, konjonktür ne olursa olsun asla adaletten, liyaketten, hak ve hukuktan taviz vermemeliyiz. Çünkü başka alanlarda olduğu gibi taviz tavizi doğurur. Gün gelir bu taviz ateşi, yakanı gelip bulur; onu da yakar!

     

    Yukarıdaki örneklere baktığımızda demek ki Tanzimat yıllarında da adalet, en çok aranan, ihtiyaç duyulan hususlardanmış. Böyle bir durum varmış ki toplumun önde gelenleri bu konuda söz söyleme ihtiyacı hissetmiş.

     

    Bugün liyakatin eksikliğinin, işi, ehline vermemenin doğuracağı sakıncalarına, varacağı boyuta, insanların bundan rahatsızlık duymamaları hususuna Mehmet Akif Ersoy şöyle dikkat çekmiş: “Ben sefaletten ölürken seni sıkmazsa refah/ Hak erenler buna ummam ki desin eyvallah!” Yine Namık Kemal “Bir adaletgâh-ı vasidir bu dârü’l-imtihan/Milleti kurban edenler millete kurban olur.” diyerek adaletsizliğin bunu yapanlara da vuracağını dolayısıyla adaletin herkese lazım olduğunu söyler.

     

    Haktan hukuktan, adaletten, liyakatten ayrılmadan bir ve beraber olarak sağlıklı bir şekilde geleceğe yürümek mümkün. Senlik benlik davası gütmeden, ideolojik yakınlık ve düşmanlık beslemeden geleceği sağlıklı bir şekilde inşa etmek de mümkün. Yeter ki isteyelim, yeter ki onu inşa etmenin yollarını arayalım!

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.