|   | 
  • Cevahir Kadri

    Hocaların Hocası Olabilmek Bir Dünya Nimeti

     Türlü türlü nimetlerle donatılmış bir dünyada yaşıyoruz. Nimetlerin kadrini ne kadar biliyoruz bu tartışıılabilir. Öyle ki cennet gibi yeryüzünü hırslarımızın esiri olarak doymak bilmez bir iştahla yiyip bitirdiğimiz için cehennemlere çevirdik.

     

    Hayatın keşmekeşi, hay huyu içerisinde zamanın nasıl geçip gittiğini anlayamıyoruz bile. Zaman şüphesiz göreceli bir kavram; onun hızlı geçmesi de yavaş geçmesi hatta geçmek nedir bilmemesi de kişiye bağlıdır.

     

    İşimize odaklandığımızda, kendimizi bütün hücrelerimizle ve ruhumuzla işimize verdiğimizde zaman çabucak geçiverir. Biz, ruhumuzun derinliklerine kadar nüfuz eden mutlu bir anın sularında yüzüyorsak bu gibi durumlarda da zamanın acelesi vardır, çabuk geçer. Ama bir de bir hastalıkla veya onulmaz bir dertle mustarip isek işte öyle bir durumda vakit, bir türlü geçmek nedir bilmez. Onun için Divan şairlerinden Sabit’in bu konudaki şu beyti meşhurdur:

     

    Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir

    Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat

     

    Yani en uzun gecenin hangisi olduğunu ne müneccim (yıldızlarla uğraşan), ne de takvim yapanlar bilir…

    Gam tutkunlarına, dertlilere, hastalara sor ki geceler kaç saattir!..

    ***

     

    Her nimet herkese nasip olmaz. Bu, dünya nimetleri için de böyledir, ahiret nimetleri için de. Nimetin sahibi Allah’tır, dilediğine dilediğince verir. O’nun işine kullarının karışması mümkün değildir. “Malik olan mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.” kaidesince bir nimeti kime nasip ettiği ve edeceğiyle ilgili olarak -haşa- Rabbimize sual sorma hadsizliğine düşmeyiz.

     

    Dilimizde güzel tanımlamalar, harika sıfatlandırmalar söz konusudur; “hocaların hocası” olmak, olabilmek bunlardan biridir. Bu nimet, herkese nasip olmaz. Bu, bir de altın silsile hâlinde gökyüzünün parlak yıldızları gibi edebiyatımızın, edebiyat tarihimizin en parlak yıldızları olarak birbirilerini takip etmişler, kendilerine tevarüs eden ışığın mumunu artırarak çevreyi daha aydınlık hâle getirme bahtiyarlığını ermişlerse bu bambaşka bir nimet olur. Bu nimetlik, hem kendilerine hem de kendilerinden istifade edebilenleredir.

     

    Modern Türk şiirinin ve edebiyatının kurucu isimlerinden biridir ve en önemlisidir Yahya Kemal Beyatlı. Yahya Kemal’in birikimleriyle yetişen ve bugün hâlâ kendisinden birçok edip ve şairin, eleştirmenin istifade ettiği Ahmet Hamdi Tanpınar ki hem “hocaların hocası” olma vasfını ziyadesiyle hak eder hem de şiir, roman, hikâye, deneme ve eleştiri gibi edebiyatımızın bir çok türünde yetkin eserler vermiş birisidir. Bu bakımdan da “üstat” olarak anılmayı gerçekten hak eder.

     

    Hocaların hocası” sıfatının bir başka ve en önemli sahibi olan Prof. Dr. Mehmet Kaplan da hocası Tanpınar’n eserleri için şunu söyler: “Edebiyatta değer, eserin her şeyden önce güzel olmasında, fakat aynı zamanda onun insanı ve hayatı derinlik ve bütün zenginliği ile ifade etmesindedir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde bu vasıflar vardır.”

     

    24 Ocak 1962’de aramızdan ayrılarak bizi sadece eserleriyle baş başa bırakan, Türk edebiyatının bu “velûd” şahisyetine rahmet ve minnetle hayır dualarımı gönderiyorum. Rabbim, merhametiyle muamelede bulunsun, ruhu şâd mekânı cennet olsun.

     

    Üstat Yahya Kemal’den aldığı dersi talebelerine en güzel şekilde veren Tanpınar, bu dersin geniş kitlelerce alınmasına vesile olacak bir talebeyi en yetkin biçimde yetiştirir. Bu kişi, Prof. Dr. Mehmet Kaplan’dır. Mehmet Kaplan da Tanpınar gibi akademik dünyanın dar koridorlarında sıkışıp kalmamış, dilin imkânlarını en güzel şekilde kullanarak asıl alanı olan edebiyat tenkidinin dışında deneme türünün en güzel örneklerini vermiştir. Nesillerin Ruhu ve Kültür ve Dil,Büyük Türkiye Rüyası, Edebiyatımızın İçindenen önemli deneme kitapları arasında yer alır. Onun bu alanda ders kitaplarına örnek metin olarak seçilen yazıları hep söz konusu olmuştur. Ayrıca kendisi de liselere yönelik Türk Dili ve Edebiyatı dersi için kitaplar hazırlamıştır.

     

    Mehmet Kaplan Hocanın yetiştirdiği talebeler de bugün “hocaların hocası” olma vasfını haizdir. Onların bazıları bizim de hocamız olmuş, daha doğrusu biz onlara talebe olma şerefine nail olmuşuzdur.Kimlerdi bu hazineler yüklü yıldızlar? Her bireri ayrı birer dünyalar yetiştirmiş olan Zeynep Kerman, İnci Enginün, Ömer Faruk Akün, Haluk İpekten, Bilge Seyidoğlu, Şerif Aktaş, Kaya Bilgegil, Necat Birinci, Birol Emil, Saim Sakaoğlu, M. Orhan Okay, Fikret Türkmen, Kazım Yetiş,  Abdullah Uçman,  Rıza Filizok, Bilge Ercilasun, Mehmet Akalın, Şevket Toker, Güler Güven, Mehmet Eraslan bu hocalardan bazılarıdır.

     

    Abdullah Uçman’ın “Hatıralar Işığından Mehemet Kaplan” adlı yazısında “Her şeyden önce son derece disiplinli ve düzenli birhocaydı. Derslerine asla gecikmeden tam vaktinde girer, işleyeceği derse aitönünde mutlaka küçük bir defter bulunurdu.” dedikten sonra “Disiplini yanında aynı zamanda giyim-kuşamına, kılıkkıyafetine de dikkat eden, son derece titiz bir insandı. Tatil günleri de dahil,hoca her sabah sakal traşı olur, pantolonunun ütüsünden ayakkabısınınboyasına, giydiği elbiseden taktığı kravata kadar her şeye dikkat eder ve özengösterirdi.” diyerek öğrenci önünde öncelikle kıyafeten düzenli ve tertipli olmanın gerektiğine değinir ve “Karşımızdaki talebenin, söylediklerimizden önce, bizim üstümüzebaşımıza baktığını; zaman zaman da, kılık-kıyafetimizle, hâl ve hareketlerimizletalebeye örnek olmamız gerektiğini söylerdi.” diye aktarır.

     

    “Hocaların hocası”, benim de hocam olan M. Orhan Okay da hocası Mehmet Kaplan ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulunur: “1939 yılında yazı hayatına giren Mehmet Kaplan ölünceye kadar, yarım asra yakın, yazdı, yazdı, yazdı, yazdı. Yazmak onun hayatının bir parçası olmuştu. Kendisinden rica edilen hiçbir konuşma, konferans, yazı isteğini geri çevirdiğini bilmiyorum. Bir kısmı Anadolu’nun bir köşesinde birkaç sayı çıkıp unutulmuş olanlarından, en sürekli ve uzun ömürlü olanlarına kadar yüze yakın dergi ve gazetede makaleleri çıktı. Ölümünden sonra da gün ışığı görmemiş bir çok yazısının peş peşe yayınlandığını görüyoruz. Daha neşredilmemiş pekçok yazısının olduğuna inanıyorum.” (Silik Fotoğraflar, M. Orhan Okay, Ötüken44, s.78, İstanbul, 2001) Merhum Kaplan Hoca ile ilgili olarak yapılan bu değerlendirmelerin merhum M. Orhan Okay için de geçerli olduğunu bu vesile ile belirtmiş olayım.

     

    Yahya Kemal Beyatlı’dan Ahmet Hamdi Tanpınar’a oradan Mehmet Kaplan’a, Mehmet Kaplan’dan yukarıda belirtilen ve belirtil(e)meyen bütün talebelerinin Türkiye’deki Türk Dili ve Edebiyatı çalışmaları başta olmak üzere birçok sahada güzel insanlar yetişti. Gerek Yahya Kemal, Tanpınar, gerekse Kaplan ve Orhan Okay gibi edebiyat göğümüzüm yıldız ismleri yerden göğe kadar “hocaların hocası” olma vasfını hak ediyorlar.

     

    23 Ocak 1996 yılında Mehmet Kaplan, 24 Ocak 1962’de Ahmet Hamdi Tanpınar ve 13 Ocak 2017’de M. Orhan Okay bu fâni âlemden ebedî âleme, ruhlarının ufkuna yürüdüler. Edebiyatımızın bu kutup yıldızlarının ocak ayı içerisinde ebediyete intikal etmiş olmaları oldukça anlamlaı değil mi?

     

    Rabbim cümle hocalarımıza rahmet eylesin, mekânları cennet olsun. Onlar güzel dilekleri ve duaları kabul olsun. Bize, talebelerine de onların güzel hasletlerini yaşamak ve yaşatmak üzerimize bir vazife olsun!.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.