|   | 
  • Cevahir Kadri

    Kiraz Mevsimi

    Kirazın yanına vardığında, vakit öğleye yaklaşıyordu. Sağını solunu yokladı ve ilk defa görüyormuş gibi hayran hayran baktı ağaca. Çok kalın bir gövdesi vardı. Üç-dört çocuk el ele tutuşurlar, yine dc kucaklayamazlardı. Yarıkları, çatlakları, yumrularıyla acaip bir gövdeydi doğrusu. Sincapların birinden girip ötekinden çıktığı deliklerle dolu, içi oyuk dalları vardı. Bazısı yere değiyordu bu dalların, bazısı göğe... Çoğu zaman eğik dallarından çıkarlardı ağaca.” diyerek başlıyor Dünyayı Dolduran Kiraz hikayesine Şükrü Karaca.

     

    Hikâyelerinde, durumları en güzel betimlemelerle yansıtan, büyük ustalardan Sait Faik Abasıyanık’ın hikâyeleri kadar güzel, ondaki tatların süzülmüş de damıtılmış şekli olan şiirleri de vardır. Şimdi Sevişme Vakti bu şiirlerin en tanınmış olanıdır. Abasıyanık bu şiirinde mayıs sonu ve haziran başı zamanın hareketliliğine işaret ederken kiraz meyvesinden dem vurur: “Kiraz mevsimi, kiraz/Küfelerle dolu pazar.

     

    Kiraz, en nazik ve nadide meyvelerdendir. Zorluğa, zahmete, uzun yolculuğa gelemez. Kirazın lezzetini tam olarak almak, dilinizde damağınızda, dudağınızda lezzetini duyumsamak istiyorsanız dalına uzanmalısınız; dalından koparıp yemelisiniz onu. Aman dikkat, meyvesinin nazikliği, naifliği ağacında da vardır; belki de ağacın meyveye etkisindendir ki ince dalları fazla ağırlık vermeye gelmez, kırılabilir. Dal kırılırsa canlar gider bu fani âlemden, onlar da ailesinden bir dal gibi kopar gider. O dallar ki nice güzellikleri toplamaya çalışan güzelleri bu dünyadan ayırmış, ebedî âleme yolcu etmiştir. Tatlıları devşirme mevsiminde acıları yaşayanlara şahitlik etmişizdir; tatlıya, lezzetlere ulaşma yolunda acıları yaşamak!..

     

    Kirazın yurdunda doğdum, büyüdüm; çocukluğum kirazlarıyla maruf, bilinen bir diyarda geçti. O zamanlar zaman çok farklıydı, mekanlar da tabii. O zamanlar “bodur meyvecilik” yoktu. Uzadıkça uzuyordu dallar, büyüdükçe büyüyordu ağaçlar. Ortada yarım asra, asra yakın ömür süren kiraz ağaçları arzı endam ediyordu. O ağaçlardan elbette şimdilerde de var, yok değil; ama eski tadı neşesi kalmadı onların da. Günümüzde hayatın tadının bozulmuş olması gibi. Önce insanlar mı bozuldu yoksa ağaçlar mı insanları bozdu sorusu içinden çıkılmaz derin bir mesele! Ama sanırım önce insan bozuldu; çünkü insan doğayı bozdu. Bozdu da şimdilerde bozulmayan doğayı bulmak için sürekli bir arama ve arayış içerisinde!..

     

    Benim çocukluğumda kiraz ağaçları, meyvesini “rüşvetsiz” verirdi. Bu sebeple kirazı, olgunlaştığı o hafta içerisinde dalından “de(v)şirmezseniz” kirazlar aşka gelir de içten içe onda kıpırdanmalar başlar. O içinde başka canlıya yuvalık eder sonra. Bak öyle dedim de içime bir “kurt” düştü şimdi ne olacak? İçine kurt düşmüşse bir ziyanı yok, o canlılık, azim ve dirayet verir sana. Anne babamız bizi şevklendirmek yüreklendirmek için hep öyle derlerdi: “İçinizde biraz kurt olsun!” Dedim ya o zamanın ağaçları meyveyi “rüşvetsiz” verirdi, şimdilerde birçok aşamasında ondan istiyor: ilaçlanma!

     

    En güzel ve en lezzetli kiraz, hiç ilaçlanmamış ve ilaçlardan etkilenmemiş kirazdır. Çünkü her meyvede olduğu gibi ilâç, doğal hâle yapay bir müdahaledir; bu müdahale işin doğallığını, dolayısıyla da kirazın oluşumunu ve hâliyle de tadını bozar. İlaçlamayla belki daha “sağlıklı” ve bol kiraz elde edebilirsiniz ama gerçek bir kiraz tadını onda hiç bulamazsınız. İlaçlama bizatihi meyvenin kendisini bozduğu gibi ağacın kendisine de zarar verir. Bu zarar yeni dönemde güzel ve leziz kirazların olmasına mâni olur.

     

    Şimdilerde, Türkiye’nin birçok bölgesinde kiraz hasadı yapılıyor; her yörenin kirazının ayrı bir tadı vardır bunu biliyorum. Ülkemizde farklı yörelerde farklı adlarla anılır. Halk arasında Napolyon denildiği zaman kastedilen iri, kaliteli Türk kirazı’dır. Aliveren’de Aliveren Kirazı, Honaz’da Honaz Kirazı, Kemalpaşa’da Kemalpaşa Kirazı, Salihli’de Allah Diyen, Malatya’da Dalbastı, Çanakkale’de fıs fıs, Akşehir’de Akşehir Napolyonu, Uluborlu’da Uluborlu Kirazı olarak bilinir.

     

    Kiraz üretimi ülkemizin Orta Anadolu ve Göller Bölgesi, İç Ege ve Marmara bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Üretimin fazla olduğu iller sırası ile İzmir (%12,7), Amasya (%8,8), Manisa (%8,1), Afyon (%6,3), Isparta (%6,1), Konya (%5,4), Bursa (%4,8), Sakarya (%3,8), Kocaeli (%3,2) dir. (www.ağaçnet.com)

     

    Bunun yanında, Denizli-Honaz, Denizli-Aliveren, Malatya-Yeşilyurt dar üretim alanları olmalarına rağmen kaliteli, kirazın hâkim olduğu bölgeler olarak dikkati çekmektedir. Kiraz yetiştiriciliği ve üretimi olarak Afyonkarahisar ili Sultandağı ve Çay ilçeleri Konya Ereğli yöresi de çok meşhurdur. Konya beyaz kirazlarıyla oldukça nam salmıştır.

     

    Her toprak, hava kendi özellikleriyle sarıp sarmaladığı ürünler yetiştirir. Onun için aynı beldenin farklı yerlerinde yetişen meyvelerin bile tadı farklı olur. Hakikisinin tadı bambaşkadır!.. Anlatılmaz yaşanır cinsinden bir durumdur; anlatılsa da zaten anlaşılmaz!

     

    Benim çocukluğumda dört çeşit kiraz vardı: Biri kendi köyümüzün kirazı, oldukça nazik, tatlı ve alabildiğine sulu. Pazarlarda, köylerde, şehirlerde “Aliveren kirazı” diye nam salmıştır, öyle bilirler onu. Uzak yola gelmez, hafif bir darbeyle karşılaşsa birkaç saat sonra, sarıdan kırmızıya çalan renginde bozulmalar başlar. Yörenin rakımından hareketle en uygun olarak haziranın on beşinden sonra olgunlaşır, on beş gün veya üç hafta içerisinde hasadı tamamlanır. Temmuzun ilk haftasından sonra toplanmayan kirazlar dalında kuruma eğilimine girer.

     

    İkincisi ise daha koyu, siyah kırmızı diyebileceğim bir tonda, etli ama az sulu bir kiraz. Bizim köyün kirazına göre şeker oranı daha az. Dedim ya suyu az, eti bol bir kirazdır bu. Ona biz kısaca “Honaz kirazı” derdik. Köyümüzdeki tanınırlık ve bilinirliğe göre bu, aşı kirazları grubundandır, boyu ve çevresi daha kısadır ve dar oylumludur. Etli kirazlardan olduğu için uzun yolculuğa ve pazara dayanıklıdır. Mayısın on beşinden sonra piyasalarda arzı endam etmeye başlar. Erken dönem kirazlardandır; fiyatların yüksek olduğu bir zamanda piyasaya sürülür, üreticisini kazandırır.

     

    Üçüncüsü ise “Napolyon”dur; daha çok aşı kirazı olarak bilinir. Bizim “yerli ağaçlara” göre boyu daha kısadır. İlaçlanmayı sever, zamanında ilaçlanmış, suyunu da yeteri oranda almış, havalar da olması gerektiği gibi gitmişse “iri iri, beş kuruş biri” cinsinden oldukça bol etli, iri bir görünüme sahiptir. Tam anlamıyla al kirazdır; ne koyu kırmızı ne de sarıya çalan kırmızıdır. Koyudan açığa çalan bir kırmızı ile parıldar durur. İlaçlanmazsa bünyesinde çok çabuk canlar büyütmeye başlar! Pazar yolu uzundur, uzak mesafelere gitmeye uygundur, dayanıklıdır. Napolyon da tabii yöresine göre değişmekle birlikte mayıs sonu ve haziranın ilk haftası yani şu sıralar pazarlarda en çok karşılaştığımız kirazlardandır.

     

    Dördüncüsü ise “dalkıran”dır; aşı kirazlarındandır. Tabii fidanından dikerseniz kirazı olmaz. Bu da Napolyon gibi dayanıklı, etli ama suyu az olan kirazlardandır. Napolyona göre daha az tatlıdır; rengi biraz daha açıktır. Daldaki oylumu daha fazladır; belki de bu yüzden “dalkıran” olarak isimlendirilmiştir, kimbilir!..

     

    Son bahsedeceğim, beşinci tür kiraz ise “acı kiraz” ismini verdiğimiz “yaban” kirazıdır. Küçük küçük meyveleri vardır. Meyvesinde tat, şeker oranı çok az olduğu için yediğiniz zaman dilinizde acımsı bir tat hissedersiniz. Küçük taneli ve çok salkımlı kirazlardandır. Köklerinden yeni fidanlar oluşmada birebirdir. Çokça fidanı çıkar; fidanlar aşılandığı zaman verim elde edilir.

     

    Mevsim kiraz mevsimi, kiraz nimetinin, meyvesinin çeşidi elbette bunlarla sınırlı değil. Ben benim bilgimde ve hissimde olanları sizlerle paylaştım.

     

    Biraz da kiraz tadında şiir: Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türküler Dolusu şiirinde şöyle ses verir:

     

    Kirazın derisinin altında kiraz

    Narın içinde nar

    Benim yüreğimde boylu boyunca

    Memleketim var.

     

    Ceyhun Atuf Kansu, Zile’ye Düştü Yolum şiirinde kirazın tadının bozulduğu ifşa eder:

     

    “Bağları güzel olurmuş Zile’nin baharda,

    Ama o eski tat yok ki kirazlarda.

    Bir kere yitirmiş halkım neşesini,

    Ah, hayat değiştirmiş eski sesini”

     

    Her meyvenin hasadının yapılacağı farklı zaman dilimlerini, farklı zaman dilimlerinin de türlü türlü güzellikte ve tatta meyvelerini bahşeden Allah’a sonsuz şükürler olsun. Dünyanın yaşanmaya en uygun yerlerine sahibiz; farklı zaman dilimlerinde farklı yerleri farklı güzellikte olan! Ama gel gör ki kirazın tadının bozulması gibi ağızlarımızın tadı kendini dünyaya fazlaca kaptıranların ihtirasıyla ne yazık ki zaman zaman bozuluyor! Dileyelim ki ağzımızın, hayatımızın tadı hiç bozulmasın; bozmak isteyenlere de Rabbim fırsat vermesin!

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.