|   | 
  • Cevahir Kadri

    Kısa Kısa, Kıssa

    Bayram için memlekete, sıla-yı rahim yapmaya gittik. Şimdilerde bunun adı tatile gitmek de olsa sılaya, memlekete gitmekten asıl maksat, büyüklerin gönül hoşnutluğunu kazanmak, onları sevindirmek, şehrin keşmekeşinden, gürültüsünden bir parça olsun uzak kalmak, sükunete, huzura yolculuk yapmaktır. İnsanın bütün bunları ne oranda gerçekleştirebildiği elbette tartışılır.

    Nihayetinde -şükürler olsun- bayrama erdik, sıla-yı rahimlerimizi yaptık, büyüklerin kısmen de olsa gönül hoşnutluğunu kazandık, çevremizde, yöremizde -belki de bilmediğimiz veya görmeye imkân bulamadığımız için- daha önceden görmediğimiz doğal güzelliklerini gördük, yaşadık. Çocuklarımızın ve aile bireylerimizin de hayatın dert ve sıkıntılarından bir an olsun uzaklaşmasına, doğayla, fıtratla, masmavi, temiz ve serin sularla buluşup hoşça vakit geçirmesine vesile olduk; şükürler olsun!

    Her yolculuk beraberinde birtakım zorlukları getirir. Her yolculuğun güzellikleri yanında bir mihneti, meşakkati vardır; bu mihnet ve meşakkatler o yolculuğun aynı zamanda tadı tuzudur. İnsan, dinlenmeye giderken ve dinlenirken bile yorulur. Beden yorgunlukları zamanla geçer, yeter ki gönül yorgunlukları olmasın, dünyanın gam yükü omuzlarımıza çökmesin, gönüllerimize yüklenmesin. Diğer yorgunlukları atlatarak dinlenmek, dinç hâle gelmek kolay.

    Hayat kısa, uçuşu hatırla

    Bayram, memleket, sıla dönüşü bir yazı olması haliyle yorgunluklarımızla harmanlanmış bir yazı olacak bu. Böyle demekle seni yazıdan uzaklaştırmış olmayayım ey okur! Bilesin ki “Hayat kısa, kuşlar uçuyor!” (Cemal Süreya) Hayatın kısa olduğu öteden beri hep söylenegelmiştir, sadece kısalığı mı?.. Evet, hayat kısadır; çünkü bu hayat sonludur, her canlı ölümlüdür!... Şair Füruğ Ferruhzad da “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla!” diyerek varlıkların faniliği ile birlikte onların yaptıklarının hatırlanması hatırda tutulması gerektiğini söyler.

    Her canlı ölümlüdür, bu dünyada hiç kimse kendini ebedi kalacak şekilde düşünmesin. Kendisi fani olan dünyanın içindekilerinin baki -sürekli yaşayacak olması- hiç düşünülebilir mi? Her canlının ölümlü olduğu onları yaratan Allah tarafından beyan buyrulmuyor mu zaten o ilahi kelamların yer aldığı Kitap’ta: “Küllü nefsin zaikatü’l-mevt!” yani “Her canlı(nefis) ölümü tadacaktır.” (Ankebût, 57) Evet, her canlı o hakikatle bir gün yüzleşerek tanışacaktır, tanışacağız elbette! Ama kim bilir ne zaman, nasıl, nerede ve kaç yaşında?

    Varlıkların hayat ve ölümlerine dair bilgiler Allah’ın kudret elindedir. Allah bizi yaratırken ve bu dünyaya gönderirken bize sormadığı gibi, bizler bu dünyadan ayrılırken de hiçbirimize “gitmek isteyip istemediğimizi veya ne zaman gitmek istediğimizi vb.” sormayacaktır. Onun için “yarın ölecekmiş gibi” ahiret hesabına hazırlıklarda bulunmak en iyisi. Gönlü, ameli, bakışı duruşu hep güzel insanlar hayatlarında kıldıkları namazı hep “Bu son namazım olabilir.” düşüncesiyle hareket ederek kılmışlar, ibadet ü taatlarını bu şuurla yerine getirmişlerdir. Ah, o şuura erebilsek, o ihsan şuuruyla hayatımızı hayatlandırabilsek!
    ***
    Almak

    Geçenlerde sosyal medya paylaşımlarında gördüm. Bana çok anlamlı geldi. Yedi Güzel Adam şairi Cahit Zarifoğlu’ndan alıntılanmış. Bu kısa anlatımda gelişen diyalog şöyle:

    “Üstadım” dedim, “Bayrama ne alayım?”
    Dedi:
    “Birkaç piri fâniden gönül, birkaç çocuktan gülücük, alabilirsen birkaç fakirden de dua al.”

    Biz de zaten, büyüklerimizin gönül hoşnutluğunu almaya gittiğimizi yukarıda ifade etmiştik
    ***
    Kesmek

    Bir de sosyal hayatımızın derin yaralarından hatta hastalıklarından gıybet etmek, dedikodu yapmak, kulla hakkı yemek, kulla hakkına tecavüz etmek, adaletten hak hukuktan ayrılmak, sadece kendi menfaatini düşünmek vb. türlü dertlere deva olacak bir paylaşımdan söz etmek istiyorum. Sayılan dertlerden kurtulmayı başarabilirsek hem şahsi hem de sosyal hayatımız düzene girecek hatta ahiret hesabımız adını büyük işler başarmış olacağız. Nedir o paylaşım ve o paylaşımdaki diyaloglar derseniz hemen belirtelim:
     
    "Üstadım" dedim, "Bayrama ne keseyim?"
    Dedi:
    "Gıybet etmeyi kes, kul hakkı yemeyi kes, yalan söylemeyi kes, haram yemeyi kes, adam kayırmayı kes, kısacası tüm kötülüklerle irtibatını kes." Evet, hayatımızdan bütün olumsuzlukları çıkarabilirsek ne mutlu bize!

    Diyalogdaki “üstad” kimdir, bu diyalog kime atfedilmiştir bilmiyorum. Ama çok da önemli değil, burada önemli olan fasıl değil, o fasıldaki asıldır, asıl söylenmek istenen mesajdır. İnsanı hak ve hakikate götüren her şey bir bakıma o insanın üstadıdır zaten!
    ***
    Bakış

    Hayatta herkesle iyi geçinemeyebiliriz, herkesin iyi olmasını dileriz ama herkes iyi olmayı dilemeyebilir. Bu sebeple iyiler bazen iyi olmak istemeyenlerce kötü olarak algılanıp öyle değerlendirilebilir. Hayata bakış açısı herkesin aynı değildir, olması da ihtimal dahilinde hiç değildir. Bir dostumun anlattığına göre önceden kendisini öve öve bitiremeyen yöre halkı, yaşanan birtakım meşum olaylardan sonra, önceden iyi diye bildikleri, etrafında pervane oldukları dostuma karşı bakışları bulanmış, muktedirlerin söz ve tavırlarının, algılarının etkisiyle dostuma karşı eski bakıştan eser kalmamış denmese de iyice azalmış. Bu arada, meseleyi doğru okuyabilenlerin de hakkını yemeyelim. Her neyse, iyilere “iyi” bakış, yerini “görmezden gelmeye, yok saymaya, hatta sözle olmasa da bakışlarla rahatsızlık vermeye bırakmış.

    Dostum tabii bu tavırlardan incinmiş ama kendi kendine şöyle demiş: “Ey gönül, üzülme, boş yere elem çekme, Allah gizleneni de açık edileni de biliyor. Gam çekmene gerek yok, böyle beyhudelerin “yaramazlık”ları sebebiyle üzme kendini!” Baktım, ben de dostumun anlatımına, bakışına hak verdim. Zira derler ki herkes kendine yakışanı yapar, heybesine kendine yakıştırdıklarını toplar. Halid b. Velid’in (radıyallahu anh) şu sözü ne kadar da anlamlı ve fıtrata uygundur, öyle değil mi?

    Hâlid Bin Velid'e, “Filân kişi senin hakkında kötü konuşuyor!” demişler. O büyük sahabe şöyle buyurmuşlar: “Kendi defteridir, dilediğini yazar!” demiş.
    ***
    Merdiven

    Bayramın ikinci gönü ailemiz geniş bir aile oldu, normal zamanda farklı yerlerde ikamet eden kardeşler, yeğenler, yeğenlerin çocukları, enişteler, dayılar, gelinler vb. cümbür cemaat bir araya gelerek “nine”nin, annemizin “Kurban Bayramı” ikramlarını piknik tadında, havasında gerçekleştirelim istedik. Akşam yemeği için, evimizin önündeki avluda hazırlıklara başladık.

    Karanlık basınca, etrafı aydınlatması için seyyar lamba kabloları çekelim dedik. Bir tarafını bir ağacın dalına diğer tarafını diğer ağacın dalına bağlayarak ortamı aydınlatalım istedik. Ağaçlardan birine bir ahşap merdiven dayalı idi, ben de elimde kablolar hemen, merdivenin basamaklarını hızlıca basarak tırmandım. O da ne? Daha üçüncü basamağa ayağımı koyar koymaz, bir çatırtı ile birlikte kendimi ceviz ağacının dibinde ayağımı merdivenin altında buldum.  Şükür ki vücudumda birkaç çizik dışında herhangi bir maddi hasar yoktu.

    Aklıma o anda, Ahmet Haşim’in meşhur Merdiven şiiri geliverdi. O ara kendi kendime söylendim: “A Üstat, seni dinlemedim, bak başıma bu iş geldi. Sen “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.” demiştin, ben ise hızlı hızlı çıktım da merdiveni, kırdım. Şükür ki kendimi kırmadım.” Hakikaten şükredilmesi gereken bir durumdu; vücudumda herhangi bir sıkıntı oluşmamıştı.

    Doğa tefekküre birebir

    Son yıllarda, her bayram sılayı ziyaretimizde, çoluk çocuk yöremizin doğa güzelliklerini keşfetme, görme, gezme düşüncesi ağırlık basmaya başladı. Bu sene, daha önce internetten tanıtımlarını, hakkında yer verilen bilgileri derleyip öğrendiğim Acıpayam Kanyonu’na gitmeyi önerdim. Ama kanyon bölgesinde piknik yapılıp yapılmadığı hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildim. Ailenin fertleri de tamam deyince yola koyulduk, arabayla, köyden yaklaşık yarım saat süren bir uzaklıkta idi. Kanyonun olduğu güzergahı ve o bölgeyi ilk defa görüyordum. Bu merakıma merak katıyordu elbette.

    Denizli’nin Acıpayam ilçesi Olukbaşı mahallesi bölgesinde yer alan Acıpayam Kanyonu son yıllarda keşfedilen doğa harikalarından biri. İlçe belediyesi kanyon bölgesinde yeni yeni altyapı çalışmalarına, çevre düzenlemesine girişmiş. Ama işler henüz tamamlanmamış. Çevre düzenlemesi ve altyapı çalışmaları tam bitmeden gezilip görülmeye açıldığı için eleştiriler de yok değil. Her ne ise bunlar zamanla aşılacak, hallolacak işler. Şu an için kanyon bölgesinin ormanlık alanda olması, gerekli altyapı çalışmamalarının tamamlanmamış olması sebebiyle piknik yapma imkânı yok!

    “Bir akarsuyun kalkerli bir alanda oyarak oluşturduğu, bir kıvrımı keserek iki yandaki çukurlukları birleştiren, dar ve boğaz biçimindeki vadi, dar boğaz, kapuz, kısık, klüz” (TDK) demek olan kanyonda gerçekten dar ve derin bir vadiden akan kalkerli serin sularla tanışıyorsunuz. Kanyonun belli bölgesinde kıyı boyu yürüme, göletteki masmavi ve tertemiz suları seyrede seyrede yürüme imkanına sahip oluyorsunuz. Belli bölgesinden sonra ister çemrenin ister çemrenmeyin ister yalınayak ister ayağınızda terlikle suya dalın. Terlikle yürümeyi tercih ederseniz ayaklarınız taşlardan incinmemiş, suyun serinliğini daha iyi hissetme imkanını elde etmiş olursunuz. Biz, bu anlamda hazırlıklı gelmediğimizden, ayağımızda terlik olmadan, yalınayak suya daldık; yürüdük, yürüdük, yürüdük; derin koyaklarda, serin suları ve bu arada ayaklarımız da acıları duya duya!..
     
    Kanyonun gezilebilen sonlarına doğru vardığımızda yağmur yağmaya başladı. Tabii o anda, o derin vadilerde insan, yoğun bir selin geldiğini hayal edince ürpermeden edemiyor, hayali bu kez bazı olumsuzlukları göz önüne getiriyor. Neyse ki yağmur sel oluşacak kadar yağmadı. Kanyonun serin sularında bir saate yakın zaman geçirmiş olduk. Hepimiz için güzel bir gezi oldu.

    Gezilerin en güzel yanı doğayı gözlemleyerek ilahi sanatın, kudretin ihtişamı karşısında bizim acizliğimizi, kulluğumuz idrak etmek, nimetlere karşı şükretme duygularımızı artırmak!..

    Bu bayram, bu sıla da böyle geçti. Rabbim herkesi her güzelliği bayram tadında yaşatsın. Acılardan, kederlerden, düşmanlıklardan uzak etsin. Gönüller bir olsun, parçalanmasın, dağılmasın. İki Cihan Güneşi’nin (sallallahu aleyhi vesellem) “Ayrılıkta azap birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır.” Emrini ve tavsiyesini hayatımıza hayat kılalım!

    Ferdinden bütün topluma, en alttan en üste, bütün idarecilerimize ve halkımıza “insanı yaşatma ve mutlu etme projesi”nin asıl en büyük proje olduğu bilinciyle hareket etmeyi Rabbim nasip eylesin. Acıları yaşayanlar acılarından, dertliler dertlerinden, borçlular borçlularından kurtulsun. Hayat her dem bayram olsun, gönüller neşeyle dolsun. Vesselam!

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.