|   | 
  • Cevahir Kadri

    Kitap ve Kültür Üzerine

    Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” der Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Önemli bir bakıştır bu. Türkçesi “ekin” demek olan kültürün elbette ki pek çok anlamı var.

     

    Kubbealtı Lügati’nde örneklerle bu anlamlar şöyle sıralanmış: “Bir milletin inanç, fikir, sanat, âdet ve geleneklerinin, maddî ve mânevî değerlerinin bütünü, hars”. Bu ilk anlam olarak verilmiş. Hars kelimesi bize büyük sosyolog Ziya Gökalp’ten bir armağandır. Arapça kökenlidir ama kelimeyi bu anlamıyla Araplar da kullanmaz zaten. Bu bağlamda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şu sözü kelimenin anlamına örnek olarak verilir: “Türk kültürünün kendinden evvel gelmiş medeniyetlerden kalan şeylerle bu kadar canlı surette rastgele karıştığı, haşır neşir olduğu pek az yer vardır.” Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.”derken de kelimeyi bu anlamıyla kullanıyordu.

     

    ABD doğumlu, İngiliz şair, oyun yazarı ve edebiyat eleştirmeniThomas S. Eliot, “Kültür Üzerine Düşünceler” adlı eserinde kültürün üç anlamı üzerinde durur. Bunu yaparken ferdin ve toplumun kültürü ayrımına da dikkat çeker. Ferdin kültürünün toplumun kültürüne bağlı ya da kültürüyle ilişkili olduğunun da altını çizer.  Kültür kelimesinin ilk anlamının bakteriyoloji ve ziraatçılıkla ilgili olduğunu söyler ki Türkçemizde bu noktadan hareketle kültürün eş anlamlısı olarak “ekin” kelimesi türetilmiş ve kullanılmıştır. Bu bağlamda kültür kelimesinin anlaşılmasında herhangi bir problem olmadığını söyler. Öte yandan bu kelimenin “insan dimağınınve ruhunun geliştirilmesi” anlamında kullanıldığında kelime üzerinde anlaşmanın kolay olmadığını, kelimenin anlamının çok eski olmadığını belirtir. Eliot şöyle der: “Özenle ve bir gayret sonucu kazanılacak bir şey olarak «kültür», ferdin kendi dimağınıişlemesi anlamında düşünülünce, nispeten anlaşılabilir birkavramdır. Tabiîdir ki, ferdin kültürü, içinde bulunduğusınıfın ve toplumun kültüründen soyutlanamaz.

     

    Gerçekten de insan, ait olduğu toplumun kültüründen bağımsız olarak kendini geliştirmesi bütünüyle asla mümkün değildir. Bu, yemesinden içmesine, düşüncesinden, söyleminden eylemine, okumasından yazmasına ve düşünmesine kadar etkilidir.

     

    Kültür varsa bir de kültürlenme vardır. Kültürlenme nedir diye sorulacak olursa bunu, kişinin kültürünü kendi çabasıyla artırmasıdır diye cevaplamak mümkün. Peki, kişi kendi kültürünü nasıl geliştirir, artırır? Bunun da elbette pek çok yolu vardır. Gezip görme, okuma, dinleme bilinen yollardandır. Ama en genel geçer olanı okumak ve dinlemektir. Bilhassa okumak, çok önemlidir.

     

    Okuyalım kabul, ama kitaba nasıl ulaşacağız? Günümüzde, teknolojinin ve internetin baş döndürücü bir hızla geliştiği bu hız çağında kitaba ulaşmaktan daha kolay ne var! İnternet sitelerinden yapılan e-satışlarla dünyanın öbür ucundan kitabı temin etmek mümkün bugün. Ayrıca her yıl geleneksel olarak düzenlenen kitap fuarları var. Kitabın değeri eskiye göre biraz azalsa da bu hiçbir zaman bütünüyle kaybolmayacaktır. Kitabın varlığı kıyamete kadar devam edecektir. Kitap her devirde adından söz ettirdiği gibi gelecek yıllarda da kendinden daima söz ettirmeyi başaracaktır. Konuyla ilgili olarak “hocaların hocası” Prof. Dr. M. Orhan Okay deneme türündeki yazılarını bir araya getirdiği “Kâğıt Medeniyeti” adlı eserinin önsözünde, medeniyetimizin varlığını kâğıda borçlu olduğunu ve gelişen teknolojiyle birlikte bunun değişmediğini belirterek “Medeniyetimize hâlâ ve ısrarla kâğıt medeniyeti demeye devam etmek istiyorum. İnsanlığın geçmiş bilgi ve kültür birikimleri bir yandan kâğıtlardan ekranlara depo edilip durmasına rağmen gönlüm bu birikimi hâlâ kâğıt üzerinde görme arzusunda.” diyerek aslında dijitalin insana pek de güven vermediğini hatırlatır.

     

    Kitabın önemini bu kadar çok hissettirdiği bir bağlamda biz kitaba gereken değeri verebiliyor muyuz? Buna hem evet hem de hayır demek mümkün. Evet diyoruz, Türkiye’de bunca yayınevi iş yapıp para kazanıyor ki varlıklarını devam ettirebiliyorlar. Hayır diyorum, dünya nüfusuna oranla kitap okuma oranımız bir hayli düşük. Ayrıca okumayı artırıcı etkinlikler de zaman zaman basit sebeplerden akim bırakmanın yolu tercih ediliyor. Bu da gerçekten üzücü. Bir ara Türkiye geneli okullar arası kitap okuma yarışmaları yapılırdı, şimdilerde ulusal kapsamda yapılan böyle bir yarışma yok, ne yazık ki!

     

    Kitap fuarları, kitaba ulaşmanın bir başka yolu. İlimizde, Kayseri’de hemen hemen her yıl kitap fuarı düzenlenmeye çalışıldığını görüyorum. Bu, zaman zaman özel fuar şirketleri tarafından yapıldı zaman zaman da Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edildi. Bazen de bu yıl olduğu gibi Büyükşehir Belediyesinin denetiminde özel bir şirket tarafından düzenlendi.

     

    Dün, yani 11 Ekim 2019 Cuma günü bazı milletvekili ve Kayseri Protokolünün katılımıyla Kayseri Dünya Ticaret Merkezinde açılışı gerçekleştirilen kitap fuarında kitaplar okurlarını bekliyor. 20 Ekim’de kadar açık kalacak olan fuarda150 yayınevi ve 200’ü aşkın yazar okurla buluşacak. Dilerim okurlar bu fuarda hayal kırıklığı yaşamaz. Zira hayat pahalı, kitaba ulaşmak mümkün ama almak bir o kadar da kolay değil! Ama şunu unutmamak gerekir ki yemek yersin, beden olur gider, elbise alır giyersin yıpranır eskir gider. Fakat kitabı alırsın, okursun. O, kitaplığında durur, zaman geçer yine okursun. İlk günkü tazeliğindedir. Onun için kitap, asla kaybolmaz, kitabın değeri daima vardır ve var olmaya devam edecektir.

     

    O hâlde ey okur, kitaba ulaşmada mazeretin kalmadı. Haydi bakalım; kitapla harman olmanın vaktidir!

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.