|   | 
  • Cevahir Kadri

    Ozan Ölünce Sesi Kesilir Vatanın

    Hasret kaldım sevgi dolu çağlara,/Gül yetişen bülbül öten bağlara./Kar yerine kin yağınca dağlara,/Buzlarımdan kan akmaya başladı.”

     

    Hicran dolu bu dizeler, 13 Şubat 2019 Çarşamba günü sabah saatlerinde aramızdan ayrılarak sürgün olduğu bu fâni âlemden ebediyete, asıl yurdumuza, son yolculuğuna çıkan Ozan Arif’e ait. Rabbim gani gani rahmet eylesin. Türk milletinin, kederli ailesininve sevenlerinin başı sağ olsun.

     

    Şairlerin, ozanların ölümü bir millet için kayıpların en büyüğüdür. Vasfi Mahir Kocatürk, "Şairin Ölümü" adlı şiirinde bu durumu şöyle anlatır:"Ne bir damla gözyaşı, ne yerde yaslı bir mum;/Hazin, loş odalarda ölümü sevmiyorum./Bir çığ sesiyle nasıl inlerse bir uçurum/Benim öyle verecek kalbim son nefesini...//Her gün bir parça daha fazla yalçınlaşarak/Bir uçurum olunca bana sevdiğim kucak,/Fırtınalı göklerden ölümüm andıracak,/Yıldırımla vurulmuş kartalın düşmesini..."Bu dizeler, âdeta Ozan Arif içinsöylenmiş gibidir!

     

    Türkçü şiirleriyle tanıdığımız, millî romantik duyuş tarzının en önemli isimlerinden Mehmet Emin Yurdakul da şairlerin susmasını, ölümünü “Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;/Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,/Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;” diyerek dizelerinde ne de güzel anlatır.

     

    Ozan Arif, gerçekten büyük bir ozandır. Bazı isimlerinideolojileri kendilerine perde olur, büyüklüğü bütün insanlar tarafından kavranıp anlaşılamaz. Bundan dolayı bazıozanların kıymetinin anlaşılmasıancak ölümünden sonra gerçekleşir. Kanaatimce Ozan Arifde böyle bir durumla karşı karşıya kalmış ozanlarımızdan. Onun bundan sonra daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. İki üç gün içerisinde, sosyal medyadaonun ölümüyle ilgili olarak derin üzüntülerini paylaşanların oluşturduğu geniş yelpaze beni bu düşüncemde haklı kılıyor.

     

    Ozan Arif ismini ilk defa seksenli yıllarda duymuştum. Gençleri gençlere vurdurarak bir neslin mahvolmasına sebep olan 12 Eylül Darbesi sonrasında “bir sağdan bir soldan” alınarak tutuklanan,yargılamaları usulen yapılan ve sonrasında idam edilen fidanların bu dünyadan çekip gittiği bir zamanın ertesinde duydum. Diğer şiirlerinde olduğu gibi Sürgün isimli şiirinde gür sesli bir ozanın, vicdanın ve hakkın sesini gür bir şekilde haykırmayla tanıdım. Bir de Ozan’ı o dönemde, Mehmet Akkale tarafından hazırlanarak Yenisey Yayınları arasında 1991 yılında çıkan Şiirlerle Ülkücü Hareket adlı antolojideki şiirleriyle tanıdım.

     

    Izdırap çekenlerin ve muzdariplerin ızdırabını duyanların samimiyetle ortaya koyduğu eserler kadar samimiyet kokan başka bir eser yoktur. Merhum Ozan Arif’in şiirlerinde de böyle bir yaşanmışlığın samimiyet dolu başaklarını derdim.

     

    Her devrin kendi şartları içerisinde oluşan mağdurları ve mazlumları vardır. 12 Eylül Darbesi sonrası da hem sol hem de sağ cenahtan haksızca gözaltına alınıp işkence gören, idam edilen insanlar vardır. Bu insanların yaşadıkları da birçok filme, yazıya, kitaba, belgesele konu olmuş, orada bunlar bir bir anlatılmıştır.

     

    Ülkücülerin çektiği acıları, işkenceleri, uğradıkları haksızlıkları dile getirenlerin başında Ozan Arif gelir. Çok sevdiği vatanından uzakta yaşamak zorunda kaldığı “sürgün yılları”nı, o yıllara ait duygularını “Sürgün” adlı şiirinde hüzünle anlatır: “Üç gardaştık bir zamanlar üç gardaş,/O toprakta, sen zindanda, ben sürgün./Aklımıza gelir miydi hiç gardaş?/O toprakta, sen zindanda, ben sürgün.//Aynı aşkla dolu idi içimiz,/Bu vatanı sevmek idi suçumuz,/Bir kaderin kurbanıyız üçümüz,/O toprakta, sen zindanda, ben sürgün.//Yıllar oldu onu yolcu edeli,/Sen hapise ben sürgüne gideli,/Demek buymuş bu sevdanın bedeli,/O toprakta, sen zindanda, ben sürgün.”

     

    Ozan Arif, C-5isimli şiirinde 12 Eylül Dönemi’nde Mamak Askeri Cezaevi’nde işkence ile yapılan hukuksuz sorgulamaları şöyle anlatır:“Babamı almaya eve gittiler/Anama avradıma neler ettiler/Çocuğum boğazından tuttular/Sıkarak yaptılar benim sorgumu.”

     

    İşkence dayanılmaz bir hal alır ve işlemediği ve asla işlemesi mümkün olmayan olayların da faili olduğunu “itiraf” etmek zorunda kalır: Yavrumu görünce çıldırdım dedim(!)/Ne derseniz kabul saldırdım dedim./Atatürk'ü bile öldürdüm dedim/Yakarak yaptılar benim sorgumu.”

     

    Bütün bu dayanılmaz işkencelerin daha acı bir sonucu vardır. Ozan bunu da şöyle dile getirir: “Ozan Arif anlatamaz kaygımı/Yitirdim kanuna olan saygımı/Velhasıl 'devlete güven' duygumu/Sökerek yaptılar benim sorgumu.

     

    Ozan Arif, Derdim Var şiirinde ise Türk dünyasında Türk coğrafyasında Türklerin çektiği sıkıntıları dile getirmeyi “dert edinir” kendine: “Derinde dost derinde,/Derdim var, derdim benim/Dünyanın her yerinde,/Derdim var, derdim benim.” der ve Ruslara karşı o dönemde savaş veren Çeçenistan’ı ve hâlihazırda esir olan, ozanları şehit edilen Doğu Türkistan’ı anlatır: “Bak bugün Çeçenistan,/Destan yazıyor destan/Esir Doğu Türkistan/Derdim var, derdim benim.” Daha sonra Kıbrıs’ı, bataı Trakya’yı, Kırım’ı, Kerkük- Musul’u, Bosna’yı dillendirir: “Kurtlar kuzu postunda,/Hepsi onun kastında,/Kıbrıs diken üstünde/Derdim var, derdim benim.//Kerkük, Musul yaddadır/Ateştedir oddadır/Kırım'ım feryattadır/Derdim var, derdim benim.//Bosna da ezan yaslı/Gelin, kız, kızan yaslı/Bu yüzden Ozan yaslı/Derdim var, derdim benim...”Düzelmez adlı şiirinde ise yaşanan sıkıntıların nasıl hâllolacağını bir bir anlatır:“Kör olan vicdanlar bakın da görün/Bakmayınca bu memleket düzelmez!/Şu çıban yarılıp içinden irin;/Akmayınca bu memleket düzelmez!//Kapanmalı bu milletin yarası/Ne kavganın,ne döğüşün sırası,/Evde huzur,yurtta dirlik çırası,/Yakmayınca bu memleket düzelmez!

     

    Halkın ve hakkın ozanı Arif Şirin kimdir?

     

    Giresun'un Alucra ilçesine bağlı Yükselen (Hapu) köyünde 10 Haziran 1949'da doğar. Babası, yörenin sevilen simalarından rahmetli Muharrem Çavuşun (Muharrem Şirin) oğlu Mehmet Bey, annesi Fatma hanım da, yine komşu köy Demirözü'nden aynı şekilde sevilen rahmetli Gençağa Eşkünoğlu'nun kızıdır.

     

    İlk ve ortaokulu Samsun`da bitirir.Kalabalık olan ailesine kısa süredekatkıda bulunabilmek için öğretmen okuluna kaydolur. 1969-1970 döneminde Perşembe İlköğretim Okulundan mezun olur. İlk görev yeri, ailesinin de bulunduğu Samsun’un Devgeriş köyü ilkokuludur.

     

    Öğretmenliğinin ve idareciliğinin ardından döneminin yöneticileriyle ilkeleri ve fikri uyuşmazlıkları sebebiyle 1979 yılında istifa eder. Ozan Arif, öğretmenlik hayatını, çok sevdiği bu mesleğinden istifa etmesini ve sonrasını kendine ait olan www.ozan-arif.netsitesinde şöyle anlatır:

     

    Öğretmenlik hayatıma ailemin bulunduğu, ilkokulu ve ortaokulu bitirdiğim Samsunda, Samsun'un Karaoyumca köyünde başladım. Bir yıllık stajyerlik sürem bittikten sonra yine Samsun’un Devgeriş köyüne tayin oldum. 1972 yılında aynı köyde benim gibi öğretmen olan eşim Süheyla Hanım’la evlendim. Bu köyde 5 yılı öğretmenlik, 4 yılı müstakil okul müdürlüğü olmak üzere 9 yıl maarife hizmet ettim. 1979 yılında inançlarımdan ve prensiplerimden taviz vermediğim için, (zaten hayli maceralı geçen) öğretmenlik mesleğinden, devrin iktidarının baskısı yüzünden ayrılmak zorunda kaldım. Öğretmenliği çok sevmeme, gayet başarılı ve takdirnamelerle dolu meslek hayatıma rağmen, günün şartları karşısında çok sevdiğim mesleğimden ayrılmak zorunda kaldım.

     

    ‘Yâr olmadı bize Maarif; Ne yapsın Ozan Arif?’diye ne yapacağımızı düşünürken 1980 12 Eylül olayı geldi çattı... İnanan, millî ve manevî değerlerine sahip çıkan, memleketin, milletin bekasını düşünen insanları ezen bu olay karşısında ya zindana, ya gurbete gitme gibi iki durumla karşı karşıya kaldım. Zindana girmektense, dışarı çıkarak bir şeyler yapmam gerektiğine (en azından uğradığımız haksızlığı yurt dışında yaşayan insanlarımıza anlatmamız gerektiğine) karar vererek 24 Eylül 1980 tarihinde bir yolunu bulup evimi, ailemi, çocuğumu hepsinden daha kıymetlisi vatanımı geride bırakıp Almanya’ya gittim. Bir yıl sonra eşimi ve oğlum Mehmet Alp’i yanıma alma fırsatı buldum. Anlatsam başlı başına bir kitap olacağına inandığım 11 yıllık âdeta sürgün hayatından sonra, 5 Kasım 1991’de memleketime, vatanıma döndüm. Hakkımızda 190 seneye yaklaşan ceza talepleriyle açılan davaların birçoğundan beraat ettim. Şu anda Samsun’da devam etmekte olan iki davam kaldı. Onlardan da beraat edeceğime inanıyorum.”

     

    Ozan Arif, haksızlığa hukuksuzluğa ve ilkesiz ve makyavelist düşünceye ve hareket tarzına asla pirim vermeyen hakşinas bir ozandır. Hakkın, halkın ve haklılığın sesidir. Vatanını ve milletini çok sever. Bu yüzden milliyetçi camiada daha çok takdir görür. Bilhassa 12 Eylül Dönemi’nde yaşanan acıları, sıkıntıları haksızlıkları dile getiren gür sesli bir ozandır o. Türküleri içli, hakkaniyetli ve akıcıdır, türkü formatında söylenmeye de uygundur.

     

    Devrin muktedirleri tarafından birçok kez mahkemeye verilmiş olsa da milletinin gönlünün en mutena köşesinde yer bulan Ozan Arif, bu dünyadan ebedî yurduna göçüp gitti. Allah rahmet eylesin. O, hayattayken değeri tam olarak anlaşılamamış bir ozanlarımızdandır. Ölümü kendisini anlatacak ve Türk halkı tarafından gerçek anlamıyla tanınacak , her daim hayırla yâd edecektir. Ruhu şâd mekanı cennet olsun! Âmin!..

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.