|   | 
  • Kiralık Kalem (Satılık Değil Ama)

    ÜNİFORMALI ÖĞRETMENLERİMİZ VE EĞİTİM ENSTİTÜLERİ

    Eğitim konusundaki yazılarımı düzenli bir şekilde okuyan birkaç kişi var mıdır, bilemiyorum. Lütfedip okuyanlara selâm olsun. Okunsa da okunmasa da ben büyük bir heyecanla yazıyorum. Yazmaya da devam edeceğim. Bunu, bir eğitimci olarak görev addediyorum. Gerçekten emek harcıyor, göz nuru döküyorum. En azından, ölümümden sonra birkaç kişiyi etkileyebileceğim umuduyla hakkımı da helâl ediyorum.

     

    Önceki bazı yazılarımda, öğretmen liseleri hakkındaki düşüncelerimi ve öğretmen liselerindeki öğrencilerin üniforma giymelerinin gerekliliğini anlatmaya çalışmıştım. Öğretmenlerin kıyafetleri konusundaki düşüncelerimi de arz etmiştim, okuyanlar hatırlayacaklardır. Şimdi de sırı geldi “eğitim fakülteleri”ne. Konuyu, sondan başlayarak ele alacağım; yeri gelmişken ve ilk olarak eğitim fakültelerindeki talebelerin kıyafetlerinden başlayacağım. Fakat şu hassasiyetimi tekraren özetleyerek arz etmek istiyorum:

     

    “Eğitim Fakültesi” şeklindeki adlandırmaya ve öğretmen yetiştiren kurumların diğer eğitim kurumlarıyla aynı kategoride düşünülmesine karşıyım. O eğitim kurumları, diğer kurumlar gibi değildir. Onlar özeldir. Özel olmalıdırlar. İsimleri de özel olmalıdır. “Fakülte” diyerek sıradanlaştıramayız. Özel isimleri olmalıdır. En iyisi, önceden olduğu gibi yine “Enstitü” olmalıdır isimleri. Ve... ama kampüsün içinde ama kampüsün dışında, ayrı ve özel birer külliye olmalıdır eğitim enstitüleri. Sonraki yazılarımda bu düşüncelerimi detaylandıracağım inşallah.

     

    Evet, eğitimcilerin belirleyici kıyafetler giymelerinin, kendileri ve toplum açısından pek çok yararı vardır. Öncelikle, kendilerinin ne olduklarını, nasıl bir yaşam çizgilerinin olması gerektiğini her an göz önünde bulundurmaları açısından önemlidir kıyafetleri. Çünkü; öğretmen, sadece okulda, sınıfta öğretmen değildir. O, her yerde ve her zaman öğretmendir, öğretmene yakışır tutum ve davranışlar sergilemelidir. Öğretmen, nerede olursa olsun, 24 saat boyunca öğretmen kimliğini sırtında taşımalıdır. İnsanlar da onu sadece okulda değil, her nerede olursa olsun, 24 saat öğretmen kimliğiyle görmeli ve kendisine saygıda kusur etmemelidir. Toplumun eğitimciye saygı göstermesi bir vecibedir. Giyecekleri üniformalar, toplumun bu vecibeyi yerine getirmesinde, muallime karşı saygılı bir tutum sergilemesinde büyük katkı sağlar. Her iki taraf açısından bu realitenin yaşanabilmesine katkı sağlayacak vasıtalar, vesileler, mutlaka kullanılmalı, değerlendirilmelidir. Aynen askerlerde olduğu gibi.

     

    Askerî öğrenciler için de durum farklı değildir, biliyorsunuz. Öyleyse gelin, öğretmen adaylarına, öğretmen lisesi ve eğitim enstitüsü talebelerine de üniforma giydirelim. Ne dersiniz? Bunu yaparlarsa ne kaybederler? Ne kaybederiz? Pekiyi ne gibi kazançlar elde edilir? Rasyonel ama aynı zamanda da vicdanî cevaplarınızı bekliyorum.

     

    Eğitim Enstitüsü öğrencileri özel kıyafetler, üniformalar giymelidirler. Çok özenli, çok yakışıklı üniformalar... saygıyla, gıptayla bakılacak üniformalar... Çünkü o öğrenciler yarın, toplumda özel yeri bulunan, saygıyla gıptayla bakılan birer öğretmen olacaklardır. Onlar, (Nurettin Topçu’nun ifadeleriyle) hepimizin her an muhtaç olduğu doktorlar olacaklardır; hayatımızın sanatkârı, yapıcısı olacaklardır. Disiplin kurucumuz olacaklardır. Toplum düzenimizin bekçisi, ekonomik münasebetlerimizin düzenleyicisi ve siyasî yaşayışımızın üstadı olacaklardır. Zira:

     

    Her şeyden evvel muallim, hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkârıdır. Kullanıcısı değil, yapıcısıdır. Seyircisi değil, aktörüdür. O, en doğru, en güzel hayat örneğini yapar, hazırlar, bize sunar; biz yaşarız...... Balını yemeyip yaptıktan sonra bize bırakan arının bu hareketini şuurlandırıp bir ideal hâline getirirseniz, onda muallimi bulursunuz. O, ruhumuzdaki kat kat fetihlerin kahramanı ve şerefli sahibi olduğu hâlde, bu hayatı yaşamayı değil, ona hizmeti tercih ile seçmiş fedakâr varlıktır...... Bu yolda adanmış bütün bir hayat ister......

     

    Maarif demek, muallim demektir. Muallim, toplum hayatımızla ilgili her şeyden, haberi olsa da olmasa da mesuldür. Muallim, sahip olduğu bu mesuliyetle içimizde en fazla hür olan insandır. Çünkü mesuliyetimiz, hürriyetimizin kaynağıdır. Hür olmayan muallim, muallim değildir...... Muallimi bu karakterleriyle tanımayıp onun millet ruhunun yapıcısı olduğuna inanmayan bir zihniyet, muallimi basit bir memur kadrosu hâline koyar ve her tarafından çiçeklenecek kültür ağacını kökünden baltalar. Bizim bütün tarihimiz, muallimin yükseltildiği devirlerde şan ve şerefle medeniyet ve ahlâkın zirvelerine tırmanmış, muallimin alçaltıldığı devirlerde ise uçurumlara yuvarlanmıştır. Muallimin alçaltılması, onun devlet emrinde bir bende hâline getirilmesiyle başlar...... devlet adamı, muallimin emrinde bulunduğu müddetçe cemaat ikbâl hâlinde yaşadı. Muallim, devlet adamının bendesi olduğu zaman, cemaat bozuldu, felâketler baş gösterdi...

     

    Ve Necip Fazıl da diyor ki:

     

    *İslâm inkılâbının mektebinde talebe, annesi ve babasından ziyade hocasının malıdır ve alacağı bilgiden benimseyeceği ahlâktan bürüneceği tavır ve edâya kadar, her şeyi onun elinden alacaktır.

     

    *Vazifesi talebesine sadece umumî bilgiler vermekten ibaret olmayıp İslâm inkılâbının en girift insan ve cemiyet politikasının mümessili olan hocalar, ilk tahsil devresinde mimledikleri (belirledikleri) istidatları her türlü özürlerine rağmen devlet himayesinde yüksek tahsile ulaştırıcı yolları açmak hususunda vazifeli ve selâhiyetlidirler. Bu mevzuda hocaların vereceği istidat raporları, en hakîr çobanın oğlunu bir gün devlet reisi makamına kadar getirecek tahsil çilesini ona mecburi kılabilir.

     

    *Bilhassa yetiştirici (öğretmen) yetiştiren, yani muallimi talim eden mektep müessesesi, fikir, terbiye ve teşkilât bakımından görülmemiş bir derinlik ve incelik belirtecektir...

     

    Evet, öğretmen budur. Öğretmen yetiştiren, yani muallimi talim eden mektep müessesesi de fikir, terbiye ve teşkilât bakımından görülmemiş bir derinlik ve incelik belirtmelidir. İşte eğitim fakültelerini (eğitim enstitülerini) bu bilinçle masaya yatırmalıyız. Bu arada, bütün özellikleriyle köy enstitülerini de hatırlamalı, hesaba katmalıyız.

     

    Ah köy enstitüleri ah! Evet, Menderes Hükümeti’nin bence en büyük yanlışlarından biri, Köy Enstitüleri’ni kapatmasıdır. Akıl işte! Beğenmediğin kadroyu ve mantaliteyi değiştir ama kurumları kapatma. Elbette açıkça ortadadır; bugün insanımızın kutsal değerlerden uzakta duruyor ve buna bağlı olarak pek çok erdemden yoksun bulunuyor olmasında; tatminsizlik, huzursuzluk ve mutsuzluk yaşıyor olmasında Köy Enstitüleri’nin büyük payı vardır. Ama bu gerçeği değiştirmenin biricik yolu o kurumları kapatmak değildir. Ne oldu, kaş yapalım derken göz çıkardık ve o kurumların, o heyecanın yeri doldurulamadı. O sistem, o eğitim, o idealizm, o gerçekçilik… Yazık olmuş doğrusu. Öğrencilerinin kıyafetleri de dâhil, Köy Enstitüleri gerçeği yakalanmadıkça, o çizgiye varılmadıkça, öğretmenlere ve öğretmen adaylarına, toplum içindeki konumlarının alâmet-i fârikası olan kıyafetler giydirilmedikçe istediğimiz öğretmene kavuşmamız biraz zor görünüyor bana. Öyleyse gelin, öğretmenlere ve öğretmen adaylarına, öğretmen lisesi ve eğitim enstitüsü talebelerine de üniforma giydirelim. Vesselâm.

Kar360.com Kayseri-Trkiye ve Dnya gndemini takip edebileceiniz, nteraktif bir haber sitesidir. Yazlm ve Tasarm hizmeti www.tahamedya.com tarafndan yaplmtr.