|   | 
  • Cevahir Kadri

    Yıldızların Altında Memleket Senfonisi

     

    İnsan, çok girift duygularla iç içe örülü fıtratla yaratılmış bir varlıktır. Bir yandan akıl ve mantık ile düşüncelerini üretirken, üretilmiş düşünceleri de tartarken diğer yandan da duygu iklimi olan kalbi onu sarıp sarmalar. Denilebilir ki insan sadece akıl ve mantıktan meydana gelseydi hiç katlanılamayan ve dayanılması imkânsız bir varlık olurdu. Onu sevdiren, sevimli kılan, birbirini sevmesini sağlayan duygu yönüdür; kalp, gönül, vicdan melekeleriyle donatılmış olmasıdır.

     

    Bu yazımızda;maiyet memurluğu, öğretmenlik, kaymakamlık, vali vekilliği, mülkiye müfettişliği ve milletvekilliği gibi değişik görevlerde bulunan, duygu dolu şiirleriyle anadolumuzu bize sevdirerek bu aziz vatana, millete ve memlekete birçok hizmetlerde bulunan, “mülkiyeli” şair Ömer Bedrettin Uşaklı’yı ele almaya gayret edeceğiz.

     

    Uşaklı’nın bu fâni âlemi terk edeli tam  yetmiş dört (74) sene olmuş. 24 Şubat 1946 yılında aramızdan ayrılan şairin vefatının 74. yılı.

     

    Bazı insanlarda şiir türüne yatkınlık daha öndedir bazılarında ise düzyazı türleri. Duygu yönü ağır basan insanlarda şiir daha baskındır. Ama başarılı şiir için tek başına duygu yeterli değildir; duyguyu akıl ve mantık ile birleştirmek elzemdir. Şiiri besleyen ana damar duygu ise de onu ayakta tutan akıl ve mantıktır. Derler ki şiir “kelimelerle” yazılır. Kelimelerin ahengini, anlam boyutunu, derinliğini, çeşitliliğini de ancak akıl ve mantık melekelerimiz sayesinde bilebilir ve öyle kullanabiliriz.

     

    Ömer Bedrettin Uşaklı’da,insanın bahsi geçen yönlerinden onun duygusal ve içli biri oluşu yönüyle şiir türü daha baskındır. Peki, Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairlerinden Ömer Bedrettin Uşaklı kimdir, eserleri nelerdir, neler yapmış ve nasıl yaşmaıştır, kendisinden sonraki insanlara neler bırakmıştır? Başka başka insanların onun eserlerlerinde buluşabileceği ortak bir nokta mevcut mudur? İnceleyelim, görelim.

     

    TDV İslam Ansiklopedisi‘nin Uşaklı Ömer Bedrettin maddesini yazan Prof. Dr. İnci Enginün Hoca, onun hayatıyla ilgili olarak şunları kaydeder: “24 Ağustos 1904 tarihinde Uşak’ta doğdu. Babası Amasya’nın Karahacip köyünden Ömer Lutfi Efendi, annesi Uşak’ın tanınmış ailelerinden Ali Mollazâdeler’den Hayriye Hanım’dır. Kadı olan babasının görevi dolayısıyla Uşak’ta başladığı öğrenimini Anadolu, Rumeli ve Suriye’nin çeşitli yerlerinde sürdürdü, bu arada babasından Arapça ve Farsça öğrendi. 1918’de İstanbul’a gönderildi; yatılı olarak Nişantaşı ve Kabataş sultânîlerinde, daha sonra ailesinin yanında Sivas Sultânîsi’nde okudu. Kabataş Lisesi’nden (1923) ve Mülkiye Mektebi’nden (1927) mezun oldu. Bursa’da maiyet memurluğu, Mudanya, Manavgat, Ünye, Şavşat, Artvin ve Edremit’te kaymakamlık yaptı; mülkiye müfettişi olarak Anadolu’nun değişik bölgelerini dolaştı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin VII. döneminde (1943-1946) Kütahya milletvekili iken verem hastalığından dolayı tedavi gördüğü Yakacık Senatoryumu’nda 24 Şubat 1946 tarihinde vefat etti. Önceleri Gökbelen soyadını kullanmış, daha sonra Uşaklı soyadını almıştır.

     

    İnsan hayatı bir nehir gibidir; nehir akıp geçtiği coğrafyaların topraklarından,denize dökülmeden önce deltalardabir buket oluşturur. İnsan da edebî eser ortaya koyraken; yaşadığı olayların, geçtiği coğrafyların, tanıştığı hemcinsi insanların etkisi altında verir eserlerini. Demem o ki insan, eserlerini ortaya koyarken hayatından bağımsız değildir. Hayatının, eserlerine katkısı söz konusudur. Yaşadığı olaylar acı olabilir, ama onu kişi bir esere dönüştürerek “kötü” gördüğümüz nice olay ve durumlar insana, sahibine“iyi” olarak dönmektedir. Ama insan, çok “aceleci” olduğundan her şeyin hemen oluvermesini ister. Bimez ki her şeyin bir “mukarrer vakti” vardır ki ona “vakt-i merhunu” derler.

     

    Biz fark etmesek de aslında hayatın farklı zamanlarındaşair Uşaklı’yla iç içeyiz; kalbimize, aklımıza misafirdir. Evimize, yurdumuza gelmiş, bizimle beraberdir o. Çünkü onun birçok şiiri ünlü bestecilerimiz tarafından bestelenerek musiki alanındaki güzel eserler/şarkılar listesinde yerini almıştır. Hemen hemen hepimizin severek dinlediği “Yıldızların Altında, Son Dilek, Efenin Bayramı, Vurgunum” şarkılarının yanı sıra“Niye Bensiz, Gel Gitme Kalmasın Gözüm Yollarda, Sevgilime, Akşam Misafiri ya da Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına” şiirleri Kaptanzade Ali Rıza Bey, Erdoğan Berker, Fahri Kopuz, Cevdet Çağla, Ali Ulvi Baradan gibi ünlü bestecilerimiz tarafından Türk Sanat Müziği formlarında bestelenmiştir. Şair Uşaklı’nın şiirleri böylelikle iki kanatlı bir kuş olarakgeleceğe uçmuş, birçok kişinin gönül teline konmuştur.

     

    Bestekârların bir şairin şiirlerini bestelemesinde en başta iki yön olsa gerektir: Birincisi duygusallığı, ikincisi ise ahengi yani müzikalitesi. Metnin müzikalitesi yoksa o metin bestekârlar tarafından düzenlenerek bestelenir. Metnin orijinalinde bu müzikalitemevcutsa herhangi bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaksızın o metin, uygun makamlarda bestelenir. Dinleyenler de ondan büyük bir haz alır. Yıldızların Altında ve Efenin Bayramı şarkılarını öteden beri zevkle dinlemişimdir. Bestekârlarına da binler teşekkür ve ruhlarına rahmet!

     

    Uşaklı’nın şiirlerinde ele aldığı temaları İnci Enginün Hoca üç kategoride toplar: Biraz başıboş hayallerin hakim olduğu, denizle ilgili olanlar; Ailesiyle, aile fertleriyle ilgili, kısmen de biyografik olanlar;memleket coğrafyası ve memleket insanının ele alındığı şiirler. Ufuk Hasreti, Çoruh Akşamları, Deniz Sarhoşları adlı şiirlerinin temaları birinci kategoriye girerken Sılaya Giderken, Son Şehir, Benim Yerim adlı şiirleri de hayatına ve aile fertlerine dairdir. Kısaca olarak hayatı hakkında verilen bilgilerde belirtildiği gibi Türkiyenin değişik bölgelerinde kaymakamlık başta olmak üzere değişik görevlerde bulunmasının da etkisiyle ülkemizin değişik yerlerine, memleketimizin güzelliklerine, insanımızın yaşadıklarına, çilelerine dair yazdığı şiirler daha fazladır. Şiirlerinden yaptığı son derlemeyi “Yayla Dumanı” ismiyle yayımlamasını şair İlhan Geçer, onun son tercihlerinin memleketin güzelliklerinden yana olduğunu göstermiştir der.Bursa’da Akşam, Uşak İçin, Irmakta Akşam, Munzur Dağları, Çoruh Akşamları, Anadolu Hasreti gibi şiirleri hayran kaldığı yurt köşelerini anlattığı en güzel şiirlerindendir.

     

    Uşaklının şiirleri ve yazıları başta Varlık dergisi olmak üzere Anadolu Mecmuası, Millî Mecmua, Türk Yurdu, Hayat, Muhit, Fikir Hareketleri, Meş’ale, Hız, Varlık, Oluş, Ülkü dergilerinde yayımlanır. Uşaklının şiirleri incelendiğinde ortaya  onun şiirlerinin daha çok “Millî Edebiyat” geleneğine daha uygun olduğu görülecektir. Onun şiirleri hakkında şair ve yazar arkadaşları olsun, bilim insanları olsun hep olumlu değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Mehmet Kaplan “Cumhuriyet devrinde Hâşim’in tesiri altında kalmış ve hece vezniyle empresyonist ve sembolik şiirler yazmış şairlerdendir.” şeklinde tespitlerini sıralar. Modern Türk şiirinin kurucularından Yahya Kemal Beyatlı da “Vatan kâinatımızı bir renk ve âhenk hâlinde temiz kalbinde terennüm eden şairlerimizdendir.” der. Birçok şiirinin bestelenmiş olması şüphesiz Yahya Kemal’i bu tespitlerinde haklı kılar.

     

    Şair Yavuz Bülent Bâkiler’in babası Cezmi Bey’in yakın arkadaşı olan Uşaklı, ölümünden iki sene önce Varlık dergisinin bir anketine verdiği cevapta “memleketçi şairin” edebiyat hakkındaki düşüncelerinin neler olması gerektiğini ortaya koyar:«Edebiyat, dil sanatında hayatın görüşü demek olduğuna göre onun da insan gibi bir muhiti, bir iklimi vardır. Bugün biz, siyasî ve içtimai bütün bir fikir sistemiyle nasıl önümüze doğru yönelmiş bulunuyorsak, edebiyatımız da elbet bu yönelişin bir ifadesi olacaktır.

     

    Eskiden tezyif mânâsına gelen «Türk» kelimesinin bu mânâ ifasından kurtuluşu gibi, «millet» kelimesi de Osmanlı İmparatorluğunun şahsiyetsizliği, renksizliği karşısında yükselen fikir kalesinin bayrağı olarak ihtiyaçtan doğma bir kelimedir. Bence bu kelime, bizde, yalnız millî ve mahalli hususiyetleri aksettiren bir cemiyetin değil; aynı zamanda nasyonalist bir edebiyatın vasfıdır.

     

    «Kuvayı Milliye», «Millî Mücadele» terkipleri, hayatta niçin ve hangi ihtiyaçtan doğmuşsa «Milli Edebiyat» terkibinin «Millî» kelimesi de sanatta aynı ihtiyaçtan doğmuş ve ruh istiklâline kavuşmanın bir remzi olmuştur.

     

    ...

    Memleket edebiyatı, en ferdî ve en hür mahsullerine kadar bu toprağın ve bu milletin katıksız edebiyatı, yurdun en büyük parçasıyla Anadolu’nun bugünkü söyleyen halis ve yeni şiiri, Anadolu’nun gerçek romanı ve tiyatrosu, kısaca yeni ve yerli bir edebiyattır.”

     

    Rahmetli Şerif Aktaş Hoca’mızın deyişi ile ifade edecek olursak Uşaklı, gerçek bir “millî romantik duyuş tarzı”na sahip, bu cennet gibi güzel memleketimizi yaşayıp duyan duyduğunu en güzel biçimde ifade eden şairilerimizdi. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun!

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.