|   | 
  • Cevahir Kadri

    Zafer Vardır Zaferden İçeri

    Yolculukları severim, hemen harekete geçmeyi çok da beceremesem de. Keli bazında anlam yolculuklarına çıkmak benim için daha kolay ve daha harekete geçilebilir bir durumdur.

     

    Türkiye için ağustosun bilhassa son haftası tarih ve kültür coğrafyası bağlamında büyük değişimlerin, dönüşümlerin, şahlanışların, kuruluşların yaşandığı bir zaman dilimidir.

    .

    Geçmişe doğru baktığımızda Türkiye göğünün ağustos semasında parlayan zafer yıldızlarının en parlağı Malazgirt’tir. O, şairin “Aylardan Ağustos, günlerden Cuma/ Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a/ Bozkurtlar ordusu geçti hücuma” (N. Y. Gençosmanoğlu) diyerek coşkun bir dille anlattığı bir zaferdir.

     

    Yakın dönem tarihimiz itibariyle de milletimizin Anadolu ve Rumeli’de kalıcılığını muhkem hâle getirmesinin şahlanışının yaşandığı Sakarya ve Büyük Taarruz da aynı göğün en parlak zafer yıldızlarındandır.

     

    Kimi sözlüklere “Savaşta kazanılan gālibiyet, utku, nusret”, “Büyük gayret ve emek neticesinde elde edilen başarılı sonuç” (Kubbealtı) demek olan zafer kimi sözlüklerde (TDK Güncel Türkçe Sözlük) de “Savaşta kazanılan başarı, yengi” veya “Bir yarışma veya uğraşıda çaba harcayarak elde edilen başarı” anlamına gelmektedir.

     

    Kelimenin sözlüklerdeki anlamı böyle olsa da bilinen bir şey de vardır ki kelimelerin sözlük anlamları genel, standart bir nitelik taşır. Kelimeler, dizelerde, nitelikli nesir cümlelerinde ve bunlardan teşekkül eden metinlerde yepyeni anlam halkasına bürünür. O anlam halkalarının sözlüklere girebilmesi için de epey bir zaman geçmelidir. İşte bu taze, taptaze anlamı ancak o özgün metinleri okumakla yakalarız.

     

    Bir şeyi elde etmek güzeldir, o güzelliği kalıcı hâle getirmek ise en güzelidir. Zafer de öyledir. Kişinin zaferi olduğu gibi halkların, milletlerin de zaferi, zaferleri vardır. Zaferlerin en güzeli de kalplere girilerek elde edilenidir.

     

    Dünyanın herhangi bir yerinde maddi ve manevi güç bakımından üstün gelerek bir toprağın ele geçirilip sahiplenmesi elbette zaferdir. Ama o zaferin kalıcı olması milletin o coğrafyayı kalıcı olarak vatan yapmasında en önemli husus oradaki insanların kalplerinin kazanılması ile mümkündür.

     

    Atalarımızın Orta Asya’dan kalkıp Anadolu’yu, Rumeli ve Balkanları yurt edinmeye matuf olarak giriştikleri mücadeleler, cenkler, savaşlar hep şu esas üzerine bina edilmiştir: Cizye ödeyerek teslim olma, esen ve güven ortamında hakimiyetimiz altında yaşama, savaşa girilmişse kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmama, mabetlere saldırmama, adaletle hükmetme vb. Zaman zaman bu ilkeli davranışlardan zarar görmüş olsa da uzun vadede insanların kalplerini kazanmada önemli rol oynamış ve zaferlerimiz gerçek anlamıyla zafer olmuştur.

     

    İnsan üstün başarı elde etmesi yönünde türlü çabalar içerisine girer. Başarı birden gelmeyebilir. Başarı yolunda türlü sıkıntılar, yıkıntılar, çöküntülerle karşılaşabilir insan. Ama niyet ve azmi her dem taze olanlar, her türlü “ahval ve şerait” altında azmini, inancını koruyanlar o üstün başarıya, gerçek zafere erişenlerdir. Nitekim “yedi düvele, düvel-i muazzamaya” karşı verdiğimiz savaşların başkomutanı Mustafa Kemal "Zafer, ‘Zafer benimdir’ diyebilenindir. Başarı ise, ‘Başaracağım’ diye başlayarak sonunda ‘Başardım’ diyebilenindir." sözü ile tam da bu azim, inanç ve dirayet sahip olmanın önemini ifade etmiştir.

     

    Zafere giden yol, elbette bir otoban değildir. Nice zorluklar, nice dikenler, nice çakıl taşları ayakları paralar, nice canlar o yolda kaybedilebilir, edilmiştir de. Ama şurası da bir gerçektir ki zafere ulaşmak çoluğu, çocuğu, yaşlısı, genci, askeri ve polisi hasılı milletin her ferdinin bir emelidir. Ama gerçek liderlerin, komutanların emeli ise zafere hiçbir canın kaybedilmeden, şehit vermeden ya da en az kayıpla ulaşmaktır.

     

    Zaferi elde etmek için kayıpsızlık veya en az kayıp vererek ulaşma hâli ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor. Bazen de on binlerce şehit verilmesine rağmen zafer elde edilemiyor. Tarihteki yenilgiler de buna şahittir.

     

    Yenilgileri zafer yolunda döşenmiş çakıl taşları, etrafa serpilen dikenler olarak görmek bazen acılarımızı hafifletir. Bu bağlamda şair ne güzel der: “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.” (S. Karakoç)

     

    Tarihte öyle zaferler vardır ki adı sadece zaferdir. O zaferler aslında yenilginin ta kendisidir, sadece adında zafer vardır. Bu, bu tür durumda olanlar için Pirus zaferi ifadesi kullanılır:

     

    Pirus zaferi, yıkıcı büyüklükte kayıplar pahasına kazanılan bir zaferdir. Kazanılan zaferin verilen kayıplardan sonra anlamsız hâle gelmesini ifade eder. MÖ 280 ve MÖ 279 yıllarında Grek kolonisi Tarentum Kralı Pirus Roma’ya saldırır ve ne pahasına olursa olsun savaşı kazanmak için her şeyini feda eder. Sonunda Pirus, savaşı kazanır; ancak 50 filin desteklediği ordusunun tamamını kaybeder. Savaşı kazanmıştır, ama yanında koskoca ordudan arta kalan üç beş sefilden fazlası kalmamıştır. Pirus’un bu zaferin ardından “Tanrım, bir daha böyle bir zafer verme” dediği söylenir. Pirus Zaferi aslında yenilmeye mahkûm galibiyetleri anlatmak için kullanılır. Bu olaya atfen, benzer şekilde kazanılan savaşlara Pirus zaferi denir.” (Wiki)

     

    Bizim zaferlerimiz asla Pirus’un kazandığı zafere benzemez, benzememeli de. Çünkü biz, “geceyi onaran bir mimar”ın bendeleriyiz. Öyle olduğumuz için de “küllerimizden yapılan hisarlar” inşa etmişizdir. İşte Türkiye Cumhuriyeti böyle bir zaferin neticesinde kurulmuştur. Zaman zaman aksayan yönleri yok mudur? Olmaz olur mu? İnsanın elinin değdiği hangi yer vardır ki mükemmel olsun! İnsan, nisyan ile, beşer şaşma ile maluldür. Önemli olan yandığımız, yıkıldığımız yerleri tamir ede ede yeniden var olabilmenin imkânlarını araştırmak ve bulmaktır.

     

    Geleceğe birlikte yaşama azim ve iradesi ortaya koyan herkesin biri diğerini kötülemeden, öteki görmeden, kimseyi ötekileştirmeden, “Burada sadece ben olmalıyım, başkalarının canı cehenneme!” demeden hareket etmesine; her şeyin adalet, hak, hukuk merkezli işlemesine, hakkaniyet ölçüsünde hareket etmesine ihtiyaç vardır. Güçsüzlerin, dişsizlerin, azınlıktakilerin güven ve özgür ortamında yaşayabileceği bir dünya inşa etmek, birbirine saygılı ve güven ortamında yaşanabilecek bir ortam hazırlamak gerçek bir zaferdir, zafere ulaşmaktır. Aksi takdirde kendi “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” olan insanlar var olduğu müddetçe o topluma asla ve kata huzur gelmez, gelmemiştir ve gelmeyecektir de. Çünkü aynı şartlar aynı neticeyi doğurur. Tarih, yaşananlardan ders alındığı takdirde tekerrür etmez, değilse tekerrürler sarmalı içinde sıkışıp durur ve asla huzura eremeyiz.

     

    En büyük zafer, devletin sınırları içerisinde geleceğe birlikte yaşama azmi ve iradesi ortaya koyanlarla hâsılı bütün vatandaşların huzur ve güven içerisinde, herhangi bir gelecek kaygısı taşımadan, insan hak ve özgürlerini doyasıya yaşayabileceği bir toplumun inşa edilmesidir. Asıl zafer budur.

     

    Sözü Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) bir hadisi ile bağlayalım: “Bir gün Hz. Peygamber, “Sizce pehlivan kimdir?” diye sorar. Yanında bulananlar, “Pehlivan, hiç kimsenin güreşte yenemediği kimsedir.” diye cevap verirler. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle der: “Hayır öyle değildir; asıl pehlivan, öfkelendiğinde nefsine hâkim olan kimsedir.

     

    Toplum önderleri, devletin herhangi bir kademesinde görev alanlar, bilhassa en büyük karar alıcılar günübirlik dünyanın maddi menfaatlerine tamah edip heva ve heveslerine asla tabi olmamalı, halkın huzur ve güvenliğini adaletle sağlamalıdır. En başta milletin malını, mülkünü, geleceğini koruma ve kollamada anayasa ve yasalar çerçevesinde hareket etmeli; haksızlık, hukuksuzluk ve zulmetmekten zinhar kaçınmalıdır. Aksi takdirde bugün kazandığı zafer, yarın ona hezimet olur! İnanç ve ekonomi bağlamıyla söyleyecek olursak o hem burada hem öte dünyada “müflislerden” olur. Vesselam.

Kar360.com Kayseri-Trkiye ve Dnya gndemini takip edebileceiniz, nteraktif bir haber sitesidir. Yazlm ve Tasarm hizmeti www.tahamedya.com tarafndan yaplmtr.