|   | 
  • Gökhan Bozkuş

    Belleğin Prangası, Unutuşun Erdemi

     

    Bir zamanlar zihnim, her ayrıntıyı bir nakış gibi işleyen devasa bir kütüphaneydi. Ortaokul sıralarında yan yana oturduğum arkadaşlarımı, kimin hangi dirseğini masaya dayadığını, ilkokul öğretmenimin tebeşir kokan ellerini, köyümdeki o hırçın dağın yamacında açan çiğdemin sarısını ve o çiğdemi okşayan rüzgârın kokusunu taptaze tutmak için antrenmanlar yapardım. Hatırlamayı varlığımın yegâne kanıtı, belleği ise kalem sayardım. O kalenin içinde her anıyı bir asker gibi nöbetçi dikmiştim.

     

    Fakat zaman, bazen hatırlamanın değil, yükü boşaltmanın bir zafer olduğunu fısıldıyor şimdi. O sadakatle koruduğum sahnelerin arasına sızan "insan" suretleri, maskelerinden süzülen yalanlar ve vefasızlığın o soğuk rüzgârı, kaleyi bir hapishaneye dönüştürdü. Pablo Neruda’nın o eşsiz dizelerindeki gibi, yoruluyor insan hatırlamaktan:

     

    "öyle çok ki ölüler,

    ve öyle çok ki al güneşle yarılmış hendekler,

    ve öyle çok ki gemilere vuran miğferler,

    ve öyle çok ki öpüşlerle kilitli eller,

    ve öyle çok ki unutmak istediklerim."

     

    İnsanların binbir maske ardında sakladığı o sığ dünyayı ruhuma yük etmekten vazgeçiyorum. Eskiden, vefayı "hiç unutmamak" sanırdım; her iyiliği bir borç, her kötülüğü bir yara izi gibi saklardım. Oysa yanılmışım. Haydar Ergülen’in o naif tespitiyle yüzleşiyorum: “Vefa Bazen Unutmaktır.”

     

    Vefalı olmak, her şeyi zihnin tozlu raflarında canlı tutmak değilmiş. Aksine, bazen bağışlamak için, o ağır yükten kurtulmak için kasten unutmak gerekirmiş. Bir bilgelik bilgisiyle, aslında hiç unutamadığın bir şeyi hiç hatırlamıyormuş gibi yapmak... İşte asıl erdem, bu zarif vazgeçişteymiş. Unutmak her zaman alçaklık değil, bazen de ruhun özgürleşmesidir.

     

    Şimdi pencerelerimi sıkıca kapatmak istiyorum. O çocukluktaki çiçek kokularını, masum anıları bir kutuya koyup kalbimin en kuytu köşesine saklayarak; ama o maskeli yüzleri, vefasızlıkları ve ruhumu yoran kalabalıkları denizin derinliklerine uğurlayarak... Ahmet Muhip Dıranas’ın o içli yakarışına sığınıyorum:

     

    "Ey unutuş! kapat artık pencereni,

    Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;

    Çıkmaz artık sular altından o dünya.

    Bir duman yükselir gibidir kederden

    Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.

    Amansız gecenle yayıl dört yanıma

    Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni."

     

    Belleğimle olan bu kavgamda artık bayrağı teslim ediyorum. Hatırlamanın kibri bitti, unutmanın dinginliği başlasın. Çünkü biliyorum ki; insan, ancak unuttuğu kadar özgürleşir.

     

    Gökhan Bozkuş

Kar360.com Kayseri-Trkiye ve Dnya gndemini takip edebileceiniz, nteraktif bir haber sitesidir. Yazlm ve Tasarm hizmeti www.tahamedya.com tarafndan yaplmtr.