|   | 
  • Cevahir Kadri

    Tahta Bavul'dan Taşan

    Dersin sonuna doğru resimlerimize baktı öğretmenimiz. Arkadaşımın çam ağacı rengârenkti. Gövdesi kahverengi, dalları yemyeşil hatta başındaki kuşları bile renkliydi… Ama benim çam ağacım değildi defterine çizdiği. Öğretmenimiz kiminin başını okşadı kimine de daha güzel resim yapması için tesviyelerde bulundu. Sıra bana geldiğinde, başımı yere eğdim. Defterim bomboştu.
    Kızdı öğretmenim.
    — Neden yapmadın, diye gürledi.
    — Boyam yok öğretmenim, dedim mahçup.
    — Sen de diğerleri gibi kurşun kalemle yapsaydın ya o zaman, dedi.
    Ses etmedim. “Hiç böyle güzel bir ağaç kurşun kalemle yapılır mı, insan sevdiğini eksik resmeder mi öğretmenim?’’ diyemedim.
    Sustum. Yalnızca sustum…

    Bu satırlar, eğitimci, roman-öykü yazarı Arifhan Akpınar’ın yakın zamanda KDY yayınları arasından okurla buluşan Tahta Bavul kitabında yer alan Boya Kalemleri adlı öyküden bir bölüm. Öykü dedimse hikâye edilen olaylar, yaşanmışlıklardan hareketle kaleme alınmış. Hepsi yazarın başından geçen anı-öyküler olmasa da bu öykülerin kahramanlarının hayatta gerçeklikleri söz konusu.

    Birbirinden güzel, güzel olduğu kadar da yer yer insanı farklı uç duygulara taşıyan öykülere geçmeden önce kitabın ismi ve maddi özellikleri üzerinde birkaç kelam edelim.

    Tahta bavul etrafında

    Her kelimenin anlam ve çağrışım dünyası vardır. Bu dünyanın genişliği esasen okurun birikim, tecrübe ve anlayışına göre değişir. Kelimeler de insanlar gibidir; gönüllerini, iç dünyalarını daha çok, dost bildiklerine açarlar. Tahta ve bavul kelimelerinin de bir başına olduklarında anlam ve çağrışım dünyaları farklıdır. Kelimelerdeki bu farklılık, insanlardaki birlikteliklerde olduğu gibi bir öbek, bir grup, bir tamlama oluşturduklarında daha da orijinallik kazanır. Öncekilerden apayrı bir dünyanın eşiğine yolcular bizi. Okur olarak bizler bu yeni dünyanın bazen ilk gezginleri arasında yer alırız. Bu seyahate bazen birbirinden bağımsız gruplar hâlinde çıkarız. Gruplar hâlinde çıksak da bu seyahatten herkes aklı, idraki, anlayışı nispetinde türlü türlü çiçekler devşirir, türlü kazanım, edinim ve zenginliklerle düşünce evimize döneriz.

    Farsça kökenli bir kelime olan tahta, her şeyden önce, yapaylığı değil doğallığı çağrıştırır. Birçok anlama sahip olsa da niteliği, temelde “çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası” olarak ortaya konabilecek bir nesne olan tahtadan yer, yan, tavan döşemesi başta olmak üzere masa, sehpa, sıra, sandalye gibi, insanın hayatını kolaylaştırıcı türlü türlü eşya yapmak mümkün.

    İtalyanca kökenli bir kelime olan bavul ise TDK Güncel Türkçe Sözlük’te “içine eşya konulan ve genellikle yolculukta kullanılan büyük çanta” olarak tanımlana gelmiştir. Bavul da günümüzde olduğu gibi, deri, bez, yapay deri, alüminyum aksam gibi farklı nitelikteki malzemelerden yapılabilir. Tahta, kontrplak ve çivilerin birleşiminden meydana getirilen bavul da diğer malzemelerden yapılanlar gibi bir eşyadır. İlk başta böyle görünse de yaşı kırkın üzerinde olanlara bu durum farklı şeyler söyler, farklı yolculuklara çıkarır.

    Her şeyden önce sadece bavul bile bize bir yerlerden bir yerlere gitmeyi; bir yerlerden bir yerlere göçmeyi ve gelmeyi anlatır. Bu, “tahta bavul” olunca bir de geçmişin imkânsızlıkları, zor şartlar altındaki yaşanmışlıkları çağrıştırır.

    Topluma, bilhassa seksen öncesi karışmış olanlara, okumaya, çalışmaya gurbete çıkanlara, askere gidenlere “tahta bavul”un söyleyeceği çok şey vardır. Bu yaşta olanların tahta bavulla söyleşeceği, hasbihâl edeceği pek çok mesele vardır.

    Bavul denince edebiyat ve sanat dünyasında hafızalardan sökün eden bazı eser ve isimler vardır. Bunların başında Babamın Bavulu ile Orhan Pamuk gelir. Babamın BavuluOrhan Pamuk'un 2006 yılında Nobel Ödül Töreni'nde yaptığı konuşma metninin başlığıdır ve bu metin, 2007 yılında İletişim Yayınları'nda kitap olarak aynı isimle yayınlanmıştır.

    “Tıkırdar eski saat, duvarda yankılar/ Bir nefes, bir ses, tükendi heves/ Tahta bavulda kalan// Ne tuhaf uzaktan seyre dalıp maziye son kez el sallamak/ Hayat kimi zaman bir sigara yakıp sonra yarım bırakmak” diyen İncesazdan bir eserdir Tahta Bavul.

    Tahta Bavul aynı zamanda Ali Kemal Dolu’nun Bezuvar Kitaplığı arasında yayımlanmış bir romanın adıdır. Onda da yoksulluk ve yoksunluklarla dolu çileli bir hayatın izleri söz konusudur. Bundan başka bir de “millî güreşçi”miz Hamit Kaplan’ı anlatan, oğlu Atilla Kaplan’ın kaleme aldığı bir kitabın adı da Tahta Bavul’dur. Aynı isim bu kez şiirleri ağırlayan bir kitaptır. Şair Kubilay Kurşun’un yüreğinden kopan dizeler, Cinius Yayınları tarafından kitaplaştırılmıştır. Önceleri “Gastarbeiter” yani “konuk işçi” olarak kullanılan, sonraları ise “yabancı işçi/ler” tanımlaması hem iktisat ve toplumbilimde, hem de genel Almanca konuşma dilinde kısmen kabul görmüş sosyo-ekonomik bir ifadedir. Şair kendi ifadesiyle “gastarbeiter”li olarak 17 yıl kaldığı bu gurbet döneminde kaleme aldığı şiirlerini Tahta Bavul ismiyle kitap olarak yayınlamıştır.
    ****
    Söz evreninde dolaşmaya devam etmek güzel ancak bu sefer asıl söylemek istediğimize gelememek de söz konusu olacağından konuyu dağıtmamakta fayda var. Gelelim Arifhan Akpınar’ın yakınlarda kaleme alarak KDY kitapları arasında yayımladığı Tahta Bavul’a.

    Tahta Bavul, olayları genellikle Adıyaman- Gaziantep- Kahramanmaraş- Malatya dörtgeninde yer alan köylerde ya da köy bağlantılı yerlerde geçen on dokuz (19) hikâyeden teşekkül etmiş bir kitaptır.

    Yazarının “memleketimden öyküler” mottosuyla yayımladığı bu hikâyelerde -öyküler mi demeliyim- başta, hayatının bir kısmı Anadolu’nun köylerinde geçmiş insanlara pek çok şey anlatıyor. Onlar kendilerinden çok şey buluyor bu öykülerde. Bu bazen bir bağ bozumu, bazen bir ekin orağı bazen bir çift sürme zamanı bazen de türlü yokluk ve yoksunlukların yaşandığı ilkokul hayatı, bazen askerlik vazifesini ifa, bazen istenmeyen durumlara sürgünün adı oluyor. Yaşanmış bunca acılar, güzellikler, sadelikler bugünden geriye bakınca o gün söylediklerinden daha farklı şeyler söylüyor insana. Bazen hâli anlatmaya kelime bulamazsınız, bazen kelimeyi bulursunuz ama bunu ifadede etmeye imkân bulamazsınız.

    Tahta Bavul’da anlatılanlar kadar onların anlatılışında yer verilen kelimeler önemli. Yazarın da esasen kaleme alırken hedeflediği hususlardan biri yerel söyleyişlerin ulusal söyleyişlere aktarımını sağlamak. Bütün hikâyelerde olmasa da özellikle bazı hikâyelerde köy hayatının okura sunumu, yerelde sıklıkla kullanılan kelime ve deyimlere yer verilmiş olması bu hikâyeleri daha da önemli hâle getiriyor. Bu kitabın, tıpkı Denizli-Acıpayam yöresinde kullanılan kelime ve deyimleri yaşatma maksadına matuf olarak öğretmen Mehmet Yılmaz’ın kaleme aldığı, sanatçı Özay Gönlüm’ün nefis bir suretteki anlatımlarıyla zihinlere nakşedilen Umman Nenenin Mektupları kitabı gibi bir gayesi var. Onda da yerel söyleyişlerin kalıcılığına bir katkı sunma çabası söz konusuydu.

    Hikâyelerin yerel kelime ve deyimlerle süslenmiş olması güzel. Ne var ki başka yörelerden okurların bu anlatımları daha iyi anlayabilmesi için kitabın sonunda yer verilen sözlükçe de olmasa bile -o da yapılabilir- sayfa altı düşülen kısa notlarla kelimenin neye tekabül ettiği belirtilirse daha iyi olur diye düşünüyorum. Bazıları bu isteği yersiz bulabilir ama yerelin ulusala taşınması adına ben bunu önemli buluyorum.

    İşte o kelime ve deyimlerden bazıları:

    tay durmak, hengil, caat, kirmen, golan, addüzü, cibelmek, caalar, deping, çitillig, gapısalg, gıvıktırmak, kişe şişealasıcılar, met oynamak, dulda, seki, güneçe, galeyan, gıcırgıç, zibillik, goggıç oynamak, yelçek, tut, kelik, yumsuluk, gasgavlak, cor etmek, lavgaralık, gıcıktırmak, ölüklükten ölük getirmek, yanpeş, gusgun, hanek, evraaç, honçuk, horaaçer, süyük, siyeç, berkitmek, çömçe, çövdürmek, dahre, yalbırdak, hinik, gafıldak, lottik oynamak, abinne, bastık, çuka, cayırtıyı basmak, bellilik koymak, malamat etmek, dâme, suyu duncukarak içmek, galaklanmak, annaklamak, çıkla babası, sokurdanmak, çimdirmek, gijgirmek, süllüm, sıypar, vığıltı, mahrama, humbus, damdıra… 

    Kelimelerin ne anlama geldiği metnin akışından az buçuk anlaşılıyor. Ama yukarıda da değindiğim gibi sayfa altı dipnotları veya hikâye/kitap sonu sözlükçelerde kelimelerin özetle ne anlama geldiği izah edilebilir, edilmelidir de!..

    Tahta Bavul öyküleri biraz da bugün ile dünün kıyaslanmasını sağlıyor. Bugünün gençleri düne göre elbette türlü türlü imkâna sahip. Ulaşım, telefon ve internet bunların başında gelmektedir. Bugünün yokluk, yoksunluk çeken çocukları da hepten yok değil. Özelde, telefonu, interneti, ulaşım imkânlarından mahrum çocuklar da söz konusu. Hele şimdilerde salgın dolayısıyla uzaktan eğitim alabilen/alamayan öğrenciler dünkü boya kalemine ihtiyaç duyduğu hâlde alamayan öğrenci/ler/den bir farkı yoktur.

    Tahta Bavul’a çok şey sığdırmış yazar, tıpkı eskiden olduğu gibi. Eskiden bir insana asgari seviyede ihtiyaç duyulan her şeyi içine alan tahta bavullar, şimdilerde yazarın hafızası ve muhayyilesinden damıtılmış onca şeyi içinde taşıyor. Dünün maddi malzemeleri bugünün manevi değer ve hazineleri hükmünde. Bu hazine ve değerlerin azami derece korunmaya ve sahiplenilmeye ihtiyacı var.

    Tahta Bavul’da ne var derseniz yaşanmış bir insanlık var. Sadece insanlık mı? İhanet, iftira ve türlü haksızlık ve hukuksuzluklar da var. Eşeği yükünü taşıyamadığı için yarı yolda birçok kez çöken ve buna yardım etmeyen taş kalplilerin akıbetinin yanında Mustafa’nın vefakâr arkadaşı Ali de. Vatan görevine gitmek için karın, ayazın, fırtınanın keskinliğine aldırmayan yiğit oğlu yiğitlerin hayatı kadar masumiyetin timsali, nice akıllılardan daha insani duygulara sahip Pat Goca “Mehmet”in kadirbilir hayatı da bu Tahta Bavul’da. Her köyün bir “deli”si vardır bir de “veli”si. Kim delidir kim velidir, onun gerçeğini Allah bilir. Ama kullarının da bildiği bir şey vardır ki o “deli” görünümlü olan “veliler, bizim köyde adı “Âdem”dir başka köyde Pat Goca, bir başka yerde de “mavi boncuklu” Cemil Baba’dır! Onların her daim kalbi ve duası alınmalıdır.

    Yazar Arifhan Akpınar, iyi bir öykü ve roman yazarı. Yazarın eğitimci kimliği, şüphesiz, eserlerin oluşmasında, oluşturulma biçiminde esere olumlu katkı sağlıyor. Sarıkamış şehitlerinin anlatıldığı Kardan Kanatlar gibi kurmaca metinler alanında verdiği eserlerin yanında düşüncelerimizi olgunlaştıran deneme metinlerine de imzası vardır. Kardan Kefenler adlı hikâye ile adı geçen romanı arasında bir bağlantı kurmamak mümkün mü?

    Son olarak Tahta Bavul’un arka kapak yazısından alıntı ile yazımızı sonlandıralım: “Bir Türkmen kasabasında yaşanmış öykülerin yöresel dille anlatıldığı öykülerden oluşmaktadır. Bu öyküler, yetmişli yıllardan günümüze yaşanmış hâlleri resmederken aynı zamanda kaybolmaya yüz tutan Öz Türkçe kelimeleri de sırlamaktadır. Adıyaman, Gaziantep, Kahramanmaraş, Malatya dörtgeninin tam ortasında, Akdeniz, Doğu Anadolu, Güneydoğu bölgesinin tam kesiştiği yerde, Orta Asya steplerini andıran Gölbaşı, Harmanlı havzasında geçen öyküler... Bu öyküler aynı zamanda Doğu Torosların eteklerinde yaşayan Avşar Türkmenlerinin kelimelerine sadık kalarak bir kültür mirası olan Gölbaşı-Harmanlı yöresinde kullanılan Avşar dilinin kayıt altına alınmasıdır.

    Çoğunluğu roman – öykü türünde yirmi iki (22) esere imza atan Arifhan Akpınar’ı bu ulvî çabasından, kültür değerlerimize sahip çıkmasından, kültür değerlerimize sahip çıkmada farklı ve orijinal bir yol islemesinden dolayı kutluyor, nice güzel eserlere imza atmasını diliyorum. Okura düşen de onun eserlerini alıp okumak ve okutmaktır. Herkes vazifesinin başında vazifesini en iyi şekilde yerine getirmelidir.

Kar360.com Kayseri-Türkiye ve Dünya gündemini takip edebileceğiniz, İnteraktif bir haber sitesidir. Yazılım ve Tasarım hizmeti www.tahamedya.com tarafından yapılmıştır.