Yine kitabın ortasından konuşayım. Lafı fazla dolandırmamayım: bugün biraz dertleşmek, biraz da gönül koymak için yazmak istedim.
Ne zamandır beni rahatsız eden ve hepimizi yakından ilgilendiren bir konu var. Yazsam kırılırlar mı üzülürler mi diye düşündüm. Biliyorum iyi niyetliler ama çok tehlikeli iş yapan iki grubu da artık uyarmak istiyorum.
Birinci grup, öğrenci servislerini kullanan şoför arkadaşlar, ikincisi de müşterilerine lezzet yetiştirmek, sıcak yemek servisi yapmak isteyen moto-kurye aslan parçaları…
Nedir durum?
Her zaman aynı manzarayla karşılaşıyorum: Kırmızı ışıkta durmayan öğrenci servisleri, kaldırıma çıkarak trafiği aşmaya çalışan bir motosikletli kurye, aniden şerit değiştiren bir başka servis aracı...
Trafiği izliyorum. Bir yanda evlatlarımızı, geleceğimizi taşıyan öğrenci servislerimiz; diğer yanda ekmeğinin peşinde, sıcak yemeği yetiştirme telaşında olan motorlu kurye kardeşlerimiz.
Bakıyorum da, sanki bir yerlere değil de, felakete yetişmeye çalışır gibi bir halimiz var.
Caddelerde adeta yarış yaşanıyor. Ve bu yarışta Rabbim korusun ama kaybedecek çok şeyimiz var!
Sevgili servis şoförleri ve kurye arkadaşlarım; sizlere bir baba, kardeş, belki de arkadaş olarak seslenmek istiyorum. Biliyorum, işiniz zor. Öğrencileri okul zilinden önce yetiştirmek, sıcak yemeği soğumadan kapıya ulaştırmak, trafiğin kargaşasında dakikalarla yarışmak...
Ama bir durun, düşünün: Nereye bu kadar aceleyle koşturuyoruz?
Sizin o koltuklarınızda oturanlar sadece birer "yolcu" değil; onlar bu memleketin yarınları. Annelerinin, babalarının bakmaya kıyamadığı, yolunu gözlediği "yavrularımız".
Evet, okul saati dar, trafik yoğun, biliyorum. Ama hangi ders zili, hangi eve dönüş saati bir çocuğumuzun canından daha kıymetli olabilir?
Kırmızı ışıkta geçmek, şeritleri zikzak çizerek kullanmak, hız sınırlarını zorlamak... Bunlar sizi sadece gideceğiniz yere üç dakika erken götürür ama Allah korusun, bir hata sizi ve o masum yavruları geri dönüşü olmayan yola sokar.
Lütfen o direksiyonun başında sadece bir araç değil, can taşıdığınızı bir an bile unutmayın.
O servisteki çocuklar, sabahın köründe uykulu gözlerle binen o yavrular, ailelerin en kıymetli emanetleri size. Analar babalar evlerinin kapısında durup, araçlarınızın arkasından bakıyorlar. İçlerinde minik endişe var hep: "Acaba çocuğum güvenle okula ulaşacak mı?" O çocuklara evine döndüklerinde ne yaşadıklarını sorun, bazıları "Çok hızlı gidiyorduk, korkmuştum ama söyleyemedim" diyecektir size.
Gelelim kurye kardeşlerime... Ah benim yağmurda, çamurda, rüzgar da iki teker üzerinde rızkını arayan dostlarım. Sipariş soğumasın, puan düşük gelmesin diye canınızı dişinize takıyorsunuz. Ama arkadaşım, kardeşim, SEN o paket içindeki lahmacundan, pizzadan daha değerlisin.
Motorunuzun üzerinde, trafiğin ortasında slalom çizer gibi gidişinizi izlerken yüreğimiz ağzımıza geliyor. Bir sipariş için canınızı tehlikeye atıyorsunuz. Peki ya sizi evde bekleyen eşiniz, çocuğunuz, anne-babanız? Onlar için o yemek siparişinden daha değerli değil misiniz?
Ters yöne girmek, kaldırımlardan gitmek, kask takmadan ya da dikkatsizce araçların arasına dalmak size hız kazandırmaz; sadece risk getirir. Hiçbir yemek, sizin hayallerinizden, ailenizden ve sağlığınızdan daha önemli değildir.
Müşteri varsın üç dakika geç yesin, ama senin annen ve eşin akşam o kapıda seni sağ salim görsün.
Yaşadığımız acı kazaları ne çabuk unuttuk? Gazete sayfalarında boy boy çıkan o devrilmiş servis araçlarını, asfaltın ortasında kalmış kurye kasklarını görünce yüreğiniz dağlanmıyor mu?
Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor, bu şehrin vicdanını da yakıyor.
Trafik kuralları bizi kısıtlamak için değil, hayatta tutmak için var.
Emniyet kemerini takmak, hız yapmamak, ışığa riayet etmek külfet değil, bir medeniyet ve en önemlisi bir kul hakkı meselesidir. Diğer sürücülerin, yayaların ve taşıdığınız insanların can emniyeti sizlere emanet.
Hatırlıyor musunuz geçen yıl o feci kazayı? O servis şoförü de "sadece beş dakika geç kalmamak" için hız yapmıştı. Şimdi o çocukların aileleri her gün bir eksikle uyanıyorlar. Ya bir kurye daha geçenlerde motosikletiyle düşmedi mi?
Ağlayanlar, pişman olanlar, "keşke" diyenler...
Ama sonra ne oluyor? Hayat devam ediyor, unutuluyor, gene aynı hatalar tekrarlanıyor. Acaba neden ders almakta bu kadar zorlanıyoruz?
Size şunu söylemek istiyorum: Hiçbir ders zili, hiçbir sipariş, hiçbir para canın karşılığı olamaz. Ne sizin canınız ne taşıdığınız emanetlerin canı, ne de yolda karşılaştığınız başka sürücünün canı pazarlık konusu değil.
Kurallara uyarak, dikkatli olarak, öngörülü davranarak da işinizi yapabilirsiniz. Beş dakika erken gitmek için kırmızı ışıkta geçmek, şerit ihlali yapmak, aşırı hız yapmak gerekmiyor. O beş dakika için alacağınız risk, belki de bir ömür sürecek acılara yol açabilir.
Kayseri'mizde trafik zaten yeterince yorucu. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Ama bu kaosun ortasında dikkatli, kurallara saygılı, başkalarını düşünen sürücülere ihtiyacımız var. Siz de o sürücülerden olun.
Çocuklar önce Allah’a sonra da size emanet. Yolda karşılaştığınız her sürücü, her yaya sizin ailenizden olabilir. Kendinize "Bu hızla giderken annem karşıdan geçiyor olsa ne yapardım?" diye sorun.
Koşturmayın. Güvenle gidin. Önemli olan varış noktası değil, oraya sağ salim ulaşmak. Trafikte kaybedilen canın, asla geri gelmeyeceğini asla unutmayın!
Nereye koşturuyoruz böyle nefes nefese?
Önce can…
Kurallara uyalım ki yollarımız ayrılık değil, kavuşma yolları olsun. Hepinize kazasız, belasız, huzurlu yolculuklar diliyorum.
Son sözüm de değerli okul yöneticilerine, kıymetli öğretmenlerimize ve yemek siparişi verenlere:
Servisleri LÜTFEN zorlamayın, strese sokmayın!Geç kaldın, derse almıyorum, geç yazıyorum demeyin! Çocuklarımızın hayatı, sağlığı, güvenliği, huzuru her şeyden üstün değil miydi? Bize öyle öğretmiştiniz, yoksa yanlış mı hatırlıyorum?
Yemek siparişi verenler! Moto-kuryeleri yemek soğuk, buz gibi gerekçelerle geri çevirmeyin LÜTFEN!
Soğumuşsa atın mikrodalgaya yada fırına, ısıtın.
Hiçbir yemeğin sıcaklığı; eşini, çocuğunu, kardeşini, babasını kaybeden insanın gözünün yaşından, içindeki ateşten daha sıcak olamaz.
Lütfen Sakin…
Acele yok, panik yok. Yetişirsiniz…
Haydi hepiniz Allah’a emanetsiniz.














