|   | 
  • Sabahattin Sürmen

    Karadeniz'de Ramazan, 6-7 Şubat Depremi ve Çiçek Vali

    Sisli Ramazan sabahıyla başlar her şey. Trabzon, Rize, Samsun, Artvin, Giresun, Sakarya, Bolu, Ordu ve bölgenin diğer illerinin yamaçlarında bacalardan yükselen dumanlar başka anlam kazanır.

    Karadeniz'de Ramazan, buğulu havaya karışan mısır ekmek kokusuyla gelir.

    Haftalar önce başlar telaş. Evlerin kilerinde "Ramazanlık" diye bölüm vardır ya, orası şenlenir. Fasulye kurutulur, lahana turşusu kurulur, mısır unu torbaları dolup taşar.

    Annem, ninelerim "Yetiştiremeyeceğim" diye yakınırken her şeyi önceden düşünmüştür.

    Karadenizli'nin iftar sofrası hamsisiz olmaz. Bahçelerden toplanan ıspanak, pazı, turp tek tek ayıklanır. Her şey "oruç " için hazırlanır.

    Karadeniz'de sahur başkadır. "Sahur" ezanından önce uyanır evler. Tencere tıkırtıları, çaydanlık sesleriyle... Asıl güzel olan, komşuların birbirini uyandırmasıdır.

    Sofrada mutlaka mısır ekmeği olur, taze tereyağıyla. Turşu vazgeçilmezdir. Çay demlenir, o çaydanlıktan yükselen buhar pencereye vurur, buğulu tablolar oluşturur. Çocuklar zorlukla gözlerini aralar, "Anne, su içeyim " derler ama anneler ısrarcıdır: "Çorba iç,börek ye dayanırsın"

    Cami avlularında toplanan yaşlılar, tespih çekerken duyduğu kıssaları anlatır. "Bugün oruç zor" diye başlar sohbet.

    Çocuklar iple çeker. Kimi "tekne oruç" tutmaya çalışır, kimi büyüklerine eşlik eder. Okuldan dönüşte komşuların iftarlık hediyelerinin keyfi:Ramazan budur çocuk için.

    İftar vakti yaklaştığında Karadeniz'in sokakları başka güzel kokar. Her evden yükselen koku birbirine karışır. Kiminde kuru fasulye, kiminde hamsili pilav,kiminde turşu kavurma, kiminde mıhlama kokusu... Öfff değmeyin gitsin..

    Asıl güzel olan bunları paylaşmaktır. Bu güzellikler komşuluk ilişkilerinde gizlidir. "Bizde iftar var" denmez Karadeniz'de. "Gelin siz de gelin" denir. Sofralar kalabalık kurulur. Herkes davetlidir.

    Sofranın etrafında toplanan eller... "Ezan Okundu, Haydi Bismillah" ile başlar İftarlar.

    İftarın olmazsa olmazı çorbadır. Yayla çorbası, tarhana,mercimek, erişte... muhteşem sıcaklık, mevsiminde soğukluk…

    Sonra ana yemek,sonra  "ağız tatlısı", laz böreği, sütlaç, kalburabastı.

    Çay demlenir, sohbet uzar gider.

    Yemek sonrası başlar teravih telaşı. Karadeniz'in camileri dolup taşar.

    Teravih çıkışı "Haydi çaya" sesleri yükselir.

    Karadeniz'de Ramazan yardımlaşma ayıdır. "Fitre" verilir, "Zekat" dağıtılır. Güzel olan, kimseye haber vermeden yapılır.

    Kapısına bırakılan erzak torbası, posta kutusuna atılan para zarfı... Kim yapmıştır bilinmez, "Allah razı olsun" denir geçilir.

    Mahallelinin ortaklaşa yaptığı iftarlar unutulmaz. Herkes getirir, uzun masalar kurulur sokak ortasına.

    Son on gün başlar bayram telaşı. Evler baştan aşağı temizlenir. Yeni elbiseler alınır, ayakkabılar cilalanır. Baklavalık yufka açılır, fındıklı tatlılar yapılır.

    Çocukların en heyecanlı olduğu anlar bu günlerdir.Alınan bayramlıklar… Sadece kendi çocuğuna değil, olmayanın çocuğuna da...

    Ve işte bir ay beklenen sabah...

    Bayram namazı için camiye gidilir. Karadeniz'in birbirine sarılmış insanları... Namaz çıkışı mezarlıklar ziyaret edilir, sonra başlar ziyaretler.

    Önce büyüklerin eli öpülür. Sofralar kurulur, tatlılar yenir, çaylar içilir. Komşu komşunun kapısını çalar, çocuklar şeker toplar. Mahalle bayram sabahında değişir, herkes biraz daha yakınlaşır.

    Karadeniz'de Ramazan böyle geçer işte.

    Oruç tutan, tutmayan bir aradadır. Kimse kimseyi sorgulamaz. "Allah kabul etsin" denir geçilir. Ramazan sadece oruç değil, paylaşmak, anlamak, kucaklamaktır.

    Karadeniz Ramazan’ı budur: Sislerin arasından yükselen, gönülleri ısıtan davettir.

    Ramazan anılarımı laf olsun diye anlatmıyorum. Çürümeye başlayan komşuluk ilişkileri, paylaşma ve yardımlaşma duygularımızı yeniden tetiklemek için anlatıyorum.

    Ramazan ilişkilerini, yardımlaşma ve dayanışma duygularını, 3 yıldır ruhumu sarsan gerçek deprem sonrası yaşadıklarımla birleştirmek için yazıyorum.

    6-7 Şubat Depremleriyle milletçe yaşadığımız yıkıntıları ve sonrasında hissettiklerimi ki ortak hissettiklerimiz için harç olarak kullanmak istiyorum.

    Ramazan’ın güzelliklerini görmemiz gerektiğini hatırlatmak istedim.

    Yıkıntılar altında, sokağa santimler kala sadece elini babasına uzatabilen bir kız çocuğu vardı. Hatırlıyor musunuz?

    Mesut Hançer ve kızı Irmak Leyla Hançer'in görüntüsü. Yıllardır gözlerimin önünden, yüreğimden gitmiyor.

    Leyla Irmak ve Mesut Hançer’in milletin yüreğine sapladığı hançer hala duruyor.

    6 Şubat'ı 7 Şubat'a bağlayan karanlık saatlerde, Türkiye'nin her yanından feryatlar gökyüzüne karışırken, bir baba enkazın altında kızının elini bırakmıyordu.

    Mesut Hançer, 16 yaşındaki prensesi Irmak Leyla'nın elini tutuyor, elleriyle betonları kazmaya çalışıyor, "Kurtaracağım seni kızım" diye yalvarıyordu dünyaya.

    Ama o el sonra soğudu. O fotoğraf, o baba-kız el ele tutuşu, milletin hafızasına kazınan derin yara oldu.

    Üç yıl geçti, acı hâlâ ilk günkü gibi.

    Bu yıkıntıların arasında oradan oraya koşturan Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, koordinatör vali olarak atandığı deprem bölgesinde gece gündüz enkaz başlarında, çadır kentlerde, aşevlerinin başında...

    Yüzünde azim ve üzüntünün birlikte çizdiği uzun çizgiler… Bir gecede beyazlayan sakallar, gözlerdeki derin hüzün.

    Bu toprakların evlatları, bu milletin devlet adamları, acıyı paylaşmak için canlarını ortaya koydu. Milletiyle el ele veren, yorgunluk izi göstermeyen Çiçek gibi adamların kararlı hali, devletin milletinin yanında olduğunun en somut kanıtıydı.

    Acılara merhem oldular, millete umut olarak uçtular o şehir senin bu şehir benim....

    Sanki Ramazan’ın güzelliklerini hatırlatan güçlü ve dinamik ellerdi onlar. Ramazan’ı hatırlatıyorlar.

    Ramazan yine kapımızı çaldı. Oruç tutacağız, iftar sofraları kuracağız, teravihlere gideceğiz.

    Bu sene farklı olmalı.

    Ramazan, sadece açlıkla değil, paylaşımla, dayanışmayla, komşulukla anlam kazanmaz mı?

    Nasıl bu hale geldik bilmiyorum.Bugünlerde komşuluklar, güven duygusu, "yarın" umudu yıkılıyor. Kimse kimseye el uzatmıyor, nasılsın diye sormuyor, selam bile vermiyor.

    Bana mı öyle geliyor?

    Ne olur sana öyle geliyor deyin de huzur bulayım!

    Kaybettiklerimiz rüyalarımıza girmeli, unutmamalıyız, unutursak kaybederiz.

    Ramazan, bu yüzden şifa ayıdır. Şifa olabilmesi için derin doz hissetmemiz gerekmez mi?

    İftar sofralarında, çadır kentlerdeki, konteynerlerdeki, yanı başımızdaki, apartmanımızdaki, karşımızdaki, kardeşlerimizi düşünmeliyiz.

    Sadece ‘Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan’ mahyası yeter mi?

    Sofrasına yemek götürmek, sadece yardım değil, vicdan borcudur.

    Ramazan tam olarak budur.

    Üç yıl önce Türkiye’nin tek yürek olduğu gibi yine tek yürek, tek ev, yuva, aile olmamız gerekmez mi?

    Herkesin, her insanın, vatandaşın, gencin, yaşlının, kadının, erkeğin yardımına koşmak zorunda değil miyiz?

    Şimdi o ruhu yeniden Ramazan’da yaşama zamanı.

    Ramazan'da komşuluğu ihya etmeliyiz. Komşumuzun halini sormalıyız. "Aç mısın, tok musun?" demeli, "Yardıma ihtiyacın var mı?" diye sormalıyız.

    Söyleyemiyorlarsa anlamalıyız.

    İnsanlık enkazı altında kalmayalım.Vicdanlar kalıyor, merhametler, insanlık kalıyor.

    Ramazan onları enkazlarımızdan çıkarma zamanı.

    Dinimiz, ‘komşusu açken tok yatmanın haram olduğunu, "Kim bir mazlumun yükünü hafifletirse, Allah da onun yükünü hafifletir" demiyor mu?

    Mesut Hançer’in Irmak Leyla’sının elini umutla tutuğu gibi biz de tutalım birbirimizi. Bırakmayalım hayallerde değil, gerçeklerde.

    Yetimleri sahiplenelim, öksüzleri kucaklayalım. Yaralarını saralım.

    Orucumuzu tutarken, namazımızı kılarken, sadakamızı verirken, aklımızda olsunlar.

    Ramazan’ın asıl amacı bizi "ben"den "biz" yapmaktır.

    Bizi egoizmden kurtarıp, paylaşan, merhamet eden, şefkat gösteren yapmaktır.

    Ramazan, 6-7 Şubat sonrasında yeniden ayağa kalkan o ruhu zindeleştirme zamanıdır. Oruçla bedenimizi paylaşımla ruhumuzu terbiye etmeliyiz.

    Yorgun yüzleri güldürmek için, komşumuzun kapısını çalalım, yetimin başını okşayalım, yoksulun sofrasına konuk olalım. Oruç tutmanın, teravih kılmanın, Kur'an okumanın manası yaraya merhem olmaktır.

    Gözyaşlarını dindirmektir. Unutarak değil, hatırlayarak.

    Unutursak, ders alamayız. Hatırlarsak daha güçlü oluruz.

    Ramazan manevi ikliminde, paylaşarak şifa bulalım. Yeniden; komşuluğu ihya edelim, kardeşliği pekiştirelim. Bırakmayalım, sımsıkı tutalım. Çünkü tutan eller, bu milletin geleceğidir. Bu Çiçek eller, bu devletin umududur, insanlığın selametidir.

    Oruç tutmak kolay, "insan" olmak zordur. Ramazan’da yeniden tek yürek, tek bilek, hep dua ile...

Kar360.com Kayseri-Trkiye ve Dnya gndemini takip edebileceiniz, nteraktif bir haber sitesidir. Yazlm ve Tasarm hizmeti www.tahamedya.com tarafndan yaplmtr.