|   | 
  • Kiralık Kalem (Satılık Değil Ama)

    ÖĞRETMEN LİSELERİ NASIL OLMALIDIR?

    Sorularla gidiyordum: 

    4. Bilenlere sorun bakalım; Anadolu Öğretmen Liselerinde, kendilerine koca bir milletin geleceğini teslim etmeyi düşündüğünüz öğrenciler, daha o sıralardan itibaren buna motive edilebiliyorlar mıydı? İyi insan, iyi yurttaş ve iyi kul olma adına kendilerine gerçekten yol gösterilebiliyor muydu? Örneğin, büyüklerine ve öğretmenlerine ne kadar saygı göstermekteydiler; kendi aralarındaki ilişkilerde saygının, sevginin yeri ne kadardı? Disiplin’i ne ölçüde önemsemekteydiler? Büyüklerle küçükler arasında bulunması gereken hiyerarşi anlayışına uygun davranabiliyorlar mıydı? Onları yetiştiren öğretmenler, kendileri de birer erdem örneği olmaya özen gösterebiliyorlar mıydı?  

     

    Maalesef, o günkü fotoğraf şunu açıkça gösteriyor: Öğrencilere, insanlık şuuru, yurttaşlık şuuru, öğretmenlik şuuru verme konusunda bu okulların katkısı, olması gereken seviyede değildi. 

     

    Toplumumuz, Batı taklitçiliğiyle, iz’an ve inanç yoksunu felsefecilerin yönlendirmesiyle, sapkın felsefelere takılarak birey ve toplum gerçeklerini çarpıtan sosyologların etkisiyle, şirazeden çıkmış durumdadır. Hukuk sistemimizi kuranların ve eğitim müesseselerimizle ilgili mevzuat üretenlerin de payları büyüktür toplumsal çöküşümüzde. Hâliyle bu durum, eğitim kurumlarının, yani terbiye kurumlarının çökmesine, birer enkaza dönmesine neden olmaktadır. Eğitimin kendisi kaybolmuş, yalnızca ismi kalmıştır. Okullarımızda disiplin rafa kaldırılmıştır. Şayet çocuklarım bugün okul yaşında olsalardı, onları okula göndermezdim, açıktan sınavlarla diploma almalarını yeğlerdim. Okullarımızın durumlarını, öğrencilerin içinde bulundukları rezil durumları uzun uzun sıralamayacağım; sizler de mutlaka gözlemliyorsunuzdur. Okula devam eden kendi çocuklarınızı konuştursanız da bu acı gerçeği açıkça görebilirsiniz. Çok yazık! Benim konum “okullar” değil şimdi, “öğretmen okulları” hakkında düşüncelerimi ve tekliflerimi arz ediyorum. Sadede geleyim: 

     

    Öğretmen okullarında da amaç ve ilkeler yanlış, motivasyon yetersizdi. Eğitim ve öğretimin olmazsa olmazı disiplin konusu ihmâl edilmekteydi. Disiplini sağlayacak yollardan, araçlardan, uygulamalardan bazıları (genellikle hatalı mevzuat sonucu) “kaka” olarak görülmekte ve çöpe atılmaktaydı. Öğretmen adayı olan gençler, disiplin yoksunu ve disiplin karşıtı olarak yetiştirilirse, yarın onların görev yapacakları okullarda disiplin ne durumda olur, siz düşünün lütfen. O okullarda yetişen bireylerin oluşturacağı toplumun nasıl olmasını beklersiniz peki? Söyleyeyim; işte bugünkü toplumumuz gibi olacaktır. Olmuştur da. 

     

    Bir eğitim kurumunda disiplin yoksa, eğitim de yoktur! Disiplinin önemi iyi kavranılmalı ve tanımı da önemine uygun bir şekilde yapılmalıdır. Disiplin, yalnızca kâğıt üzerine yazmakla sağlanamaz. Onu sağlayacak bir sürü yol, bir sürü enstrüman, bir sürü uygulama vardır. Disiplin bir manzûme gibidir. Sahnede icrâ edilen bir müzik parçası gibidir. Çalanlara da söyleyenlere de hattâ dinleyenlere de işlerini kusursuz yapmak düşer ki o müzik parçası lâyıkıyla icrâ edilebilsin, maksat hâsıl olabilsin. 

     

    Ağaç yaşken eğilir. Doğa ile, insan ile, vatan ile, yurttaş ile, büyük ile, küçük ile, üst ile, ast ile ve genel anlamda toplum ile ilişkiler, ilköğretim çağından başlanarak öğretilmeli yavrularımıza, tamam. Ama lise çağında bu öğretiler hem üst düzeyde sunulmalı hem de gerçekten uygulama çalışmaları yapılmalıdır. Etik ajandası, edep ajandası, idealizm ajandası, lise çağındaki gençlerin ellerine kesin şekilleriyle tutuşturulabilmelidir. Özellikle de bu değerleri halka öğretme göreviyle görevlendirilmek için yetiştirilen öğretmen adaylarına.  

     

    İnanç, ihlâs, cesaret, saygı, sevgi, vefa, hoşgörü, azim, ahlâk, disiplin, doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık, tahammül, hilm, sabır, özveri, diğergamlık, iktisat, kanaat, tevazu, vakar, cömertlik, hassasiyet ve sanat zevki gibi nice erdemlerin öğretmen lisesi öğrencileri üzerinde tecessüm etmiş olması ve bu arada kızların kız, ereklerin de erkek olarak cinsiyetlerinin hassasiyetlerini anlamış olmaları, kesinlikle kesinlikle birinci amaç edinilmelidir. Öğretmen lisesi öğretmenleri bu konuda hem donanımlı hem de gayretli olmalıdırlar. Ellerine verilen emanetlerin, toplumun, ülkenin ve hattâ insanlığın kaderini etkileyecek birer enstrüman olduğunun bilinciyle hareket etmelidirler. Öğretmenler, kendileri de birer erdem örneği olmaya özen göstermelidirler.  

     

    İsterseniz disiplin konusuyla ilgili küçük görülebilecek fakat çok önemli olan bir ayrıntı vereyim burada: (Aşağıdaki metin, üzerinde çalıştığım bir romanımdan alıntıdır.) 

     

    {... Hafta sonu tatili, birbuçuk gün idi. Cumartesi günleri yapılan törenlerde, son olarak bir de “Okul Marşı”nı okurlardı Serhanlar: “Vali Rahmi Bey Okulu / Tatlı anne ocağı / Bu yuvada açılıyor / Bize bilgi kucağı...”  

     

    Marş, ezgisiyle beraber, pırıl pırıl duruyordu Serhan’ın hafızasında. Sözleri de bestesi de okul öğretmenlerinden Neşet Pişmişoğlu’ya ait idi. Kulağa çok hoş gelen de bir ezgisi vardı. Neşet Pişmişoğlu, evi Serhan’ların evine yakın olan, Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmendi. Köy Enstitüsü mezunu diğer öğretmenler gibi onun da on parmağında on marifet vardı. Bilgi donanımı gayet iyi idi. Çok güzel keman çalardı. Müzikten, işte beste yapacak kadar anlardı. Evinin, görenleri hayran bırakacak güzellikte büyük bir bahçesi vardı, bahçe işlerinden, tarımdan anlardı. Bahçesinin bir köşesinde tavuk ve kaz beslerdi, hayvancılıktan anlardı. Hastalanan konu komşular ilk olarak kendisine baş vururlardı, iğne vurulacakların iğnelerini vuruverirdi, sağlık konularından anlardı. Resmî mevzuatı bilir, adlî konuları bilir, kooperatifçiliği bilir, sosyal dayanışmayı bilirdi. Daha neler neler, yaşamın aklınıza gelebilecek her konusundan haberdar idi. Tam bir Köy Enstitüsü mezunu klasiği idi Neşet Öğretmen. Öğretmenlerinin pek çoğu Köy Enstitüsü çıkışlı idi Serhan’ın, onları iyi tanırdı. Sonraları, artık aklının erdiği ileri yaşlarda, Köy Enstitüleri’nin kapatılışını sorgulamış durmuştu Serhan. “Menderes’in yaptığı en büyük yanlışlardan biri, bu okulları kapatmaktır.” diye düşünür, hayıflanırdı kendi kendine. Gerçekten de kapatılmaları bir hata idi. Tamam, o okullar, genellikle Kemalist, komünist ve ateist tek tip öğrenciler yetiştirme çabası içine girerek bir yanlış yol izliyor olabilirlerdi. Toplumun doğal mozayiğini, tek renk ve tekdüze bir yapıya dönüştürme gayreti gösteriyor olabilirlerdi. Ama yıllardır oturmuş köklü bir eğitim gelenekleri vardı ve çok idealist, çok donanımlı gençler yetiştiriyorlardı. Bir kalemde silinip atılmaları yerine ıslah edilebilirler, kendilerine yeni ve daha sağlıklı bir rota çizilebilirdi. Üniversite öğrencisi iken, artık emekliye ayrılmış komşuları Neşet Öğretmen’in bazı sohbetlerini dinlemişti. Emekli olmasına rağmen adamın ruhundaki idealizmin hiç eksilmemiş olmasına hayranlık duymuştu. Bu sohbetlerin birinde Neşet Öğretmen’in şunları söylediğini net olarak hatırlıyordu: 

     

    “Sabah içtimaları, eğitimde büyük ehemmiyet taşır. Talebeler, topluca gözden geçirilmiş olurlar. Saçları başları, kılıkları kıyafetleri kontrol edilmiş olur. Bunlardan çok daha önemlisi, günün en başından itibaren taşlar yerli yerine oturtulmuş olur. Öğretmen öğretmenliğinin, talebe de talebeliğinin farkına varır. Eğitim ve öğretimin olmazsa olmazı disiplinin, müşahhas şekilde tarifi yapılmış ve tatbikata başlanmış olur. Talebeleri o alanda toplamak, bir müddet için bekletmek, ilk bakışta onları zahmete sokmak, onlara eziyet etmek gibi görünse de öyle değildir. Bu başlangıç ile, bu hatırlama ile artık gün boyunca, ilgili herkes yerini, mevkiini tekrar öğrenmiş olur ve davranışlarını buna göre ayar eder. Toplanma sırasında, özellikle nöbetçi öğretmenler, talebelerin aralarında dolaşarak hem onların hâl ve hareketlerini inceler hem de kendilerine disipline uymaları konusunu hissettirirler. İyi bir eğitimci bu vazifenin şuurundadır, ciddiye alır ve asla savsaklamaz. Yaratıcı ile nefis arasındaki muhavereyi bilirsiniz: ‘Ben kimim?’ ‘Sen kimsin?’ Nefis, ilk anda gayet normalmiş gibi gelen bir cevap verir: ‘Sen sensin. Ben de benim.’ Bu cevap aslında isyanın, anarşinin ta kendisidir. Böyle bir cevap kabullenilirse, artık itaat ve disiplin asla temin edilemez. Kemâle, olgunluğa doğru tek bir adım bile atılamaz. Nefis, ancak Yaratıcı’nın verdiği türlü cezalardan sonra doğru cevabı söylemek mecburiyetinde kalır: ‘Sen Rabbül âlemîn olan ve beni istediği gibi terbiye edebilecek, evirip çevirebilecek olan Allah’sın. Bense, senin emirlerini yerine getirmekle görevli, ihsân edeceğin nimetlere muhtâc, senin âciz bir kulunum.’ İşte o zaman taşlar yerli yerine oturmuş olur, disiplin temin edilmiş, âhenk gelmiş olur. Öğretmen ile talebe arasında da böyle bir âhenk şarttır ki eğitim ve öğretim gerçekleşebilsin. Talebelerin kıyafetleriyle ilgili disiplin de yani formalı, üniformalı olmaları da diğer pek çok yararının yanı sıra bu mühim keyfiyete katkı sağlar.”} 

     

    Neşet Öğretmen’in sözlerini dikkatli bir şekilde analiz ettiğimizde görüyoruz ki; örgün eğitimde disiplin, bir olmazsa olmazdır. Disiplini realize etmek için ise bazı ayrıntıları gözden kaçırmamak, uygulamak şarttır. Örneğin; öğrencilerin resmî, ortak kıyafetler (forma, üniforma) giymeleri zorunlu olmalıdır. Saçlar, tıraşlar, okulun belirlediği şekilde temiz ve tertipli olmalıdır. Derslere giriş çıkışlar, öğretmenlerin nezâretinde düzenli olmalıdır. Hangi kademe, hangi okul olursa olsun üniversite öncesi öğretimde sabah içtimaları mutlaka yapılmalıdır. Öğrenci öğrenciliğini, öğretmen öğretmenliğini bilecek şekilde davranmaya özen göstermeli, taşlar mutlaka yerli yerinde bulunmalıdır. 

     

    Öğretmen liselerinde başarılı bir eğitim öğretim için gerekli şartlardan ileriki yazılarımda yine söz etmeye çalışacağım. Sizler de çevrenizdeki eğitim kurumlarında bu şartların uygulanıp uygulanmadığını düşünün hele biraz. Vesselâm. 

     

    R. Serdar Özmilli 

Kar360.com Kayseri-Trkiye ve Dnya gndemini takip edebileceiniz, nteraktif bir haber sitesidir. Yazlm ve Tasarm hizmeti www.tahamedya.com tarafndan yaplmtr.